• Osmanlıda Ordunun Sefere Uğurlanması ve Karşılanması

Osmanlıda Ordunun Sefere Uğurlanması ve Karşılanması 
Ahmet ÖNAL*
 
Osmanlı ordusu sefere giderken tuğların ve Sancak-ı Şerif’in çıkartılması, ordugâhın kurulması, ordunun uğurlanması ve seferden dönüşte karşılanması, İstanbul’da resmî merasimlere ve halkın çeşitli kutlamalarına vesile olmaktaydı.
 
Padişahın komutasında gerçekleştirilen seferler “sefer-i hümayun” olarak adlandırılır ve bu dönemlerde Osmanlıda Ordunun cepheye uğurlanması hayli haşmetli olurdu. Sefer-i hümayun kararı verildiğinde ilk yapılan merasim, müneccimbaşı tarafından belirlenen eşref saatte padişahın tuğlarından ikisinin çıkartılmasıydı. Bu merasime vezirler ve şeyhülislam başta olmak üzere bütün devlet ricali katılır, bunun için kendilerine, bir gün öncesinden davet tezkireleri yazılarak resmî kıyafetleriyle Ortakapı’da hazır bulunmaları bildirilirdi. 
 
Merasim günü, herkes yerini alınca sadrazam alayla saraya gelir, Enderun’dan tuğların hazır olduğu haber verilince aynı alay düzeniyle Bâbüssaâde önüne geçilirdi. Fetih suresinin okunması, davetli şeyh efendilerden birisinin dua etmesi, nihayet Fatiha’dan sonra arzağalarının ellerinde tuğlar Bâbüssaâde’den çıkarılırdı. Tuğlardan sağ taraftakini sadrazam, sol taraftakini şeyhülislam alır, götürüp Cebehane, Bâb-ı Hümayun, Ortakapı veya Bâbüssaâde önündeki kovasına yerleştirirlerdi. Nakibüleşrafın veya şeyhülislamın duasıyla saraydaki merasim sona ererdi. Aynı gün sadrazam ve diğer tuğ sahipleri de Bâbıâli ve kendi konaklarının merdivenleri dibine tuğlarını dikerlerdi. Bu surette İstanbul halkı sefere çıkılacağından haberdar olurdu. 
 
Padişahın tuğlarının çıkartılmasından birkaç gün sonra sadrazamın riyasetindeki rical, seferin istikametine göre Davutpaşa, Çırpıcı Çayırı veya Üsküdar’a giderek otağ-ı hümayunun kurulacağı yeri tespit ederlerdi. Tuğ ve otağı-ı hümayunun ordugâha nakli de merasimle yapılırdı. Sefere katılacak ricalin tuğları sabah erkenden tuğcular tarafından Bâbıâli’ye getirilir, sonra mehter eşliğinde alayla saraya gidilirdi. Önce padişahın tuğları, ardından Beyazıt’taki çadır mehterleri kışlasından otağ-ı hümayun teslim alınır, yine alay düzeniyle ordunun toplanacağı yere gidilirdi. Tuğların çıkartıldığı gün orduyla birlikte sefere memur edilen İstanbul esnafı da Sultanahmet Camii avlusunda toplanır, ertesi gün padişahın ve halkın izlediği büyük bir alayla ordugâha giderdi. 
 
Sefere uğurlama merasiminin en heyecanlı günü, “büyük alay”ın yapılacağı gündü. Sabah devlet ricali alay tertip etmek ve Sancak-ı Şerif’in ihracı için sarayda toplanırdı. Sancak-ı Şerif, alaydan önce başka bir yoldan ordugâha gönderilirdi. Sarayda fetihhanlar tarafından Feth-i Şerif, sultan şeyhlerinin birisi tarafından seferin zaferle neticelenmesi için dualar okunur, dua bitince padişah Bâbüssaâde’den çıkardı. Hazır bulunanlar derhâl alay tertibi alır ve sokakları dolduran halkın methiyeleri, duaları ve mehteran eşliğinde ordugâha doğru ilerlenirdi. Padişahın geçeceği yollarda, meydanlarda, sokak başlarında kurbanlar kesilirdi. 
 
Sadrazam sefere memur edilmişse, padişah, buna dair bir hatt-ı hümayunla birlikte bir de mücevher işlemeli kılıç gönderirdi. Devlet ricaline, sefere tayin edildiklerinin işareti olarak hilat giydirilir, padişah tarafından kendilerine atlar hediye edilirdi. Sadrazamın tuğlarından birisinin Bâbıâli önüne dikileceği merasimde de devlet ricali hazır bulunurdu. Gerek otağ yerinin tayininde gerekse sadrazamın tuğlarının ordugâha naklinde yine alaylar tertip edilir, ancak bunlar padişahınki kadar kalabalık olmazdı. 
 
8- III. Mehmed’in Eğri seferi dönu¨şu¨ İstanbul’da karşılanması (Ta‘lîkîzâde, Eğri Fetihnâmesi)
 
XVI. yüzyılın sonlarından itibaren Sancak-ı Şerif’in seferlere götürülmesi âdet oldu. Böylece Sancak-ı Şerif’in serdar-ı ekreme tesliminde ve dönüşte geri alınmasında hususi bir merasim yapılmaya başlandı. Sancağın teslim alınacağı gün devlet ricali sabah erkenden sarayda toplanır, en son sadrazam kapıhalkıyla birlikte mehter eşliğinde buraya gelirdi. Bizzat padişah, Sancak-ı Şerif’i Hırka-i Saadet Odası’ndaki sandukasından çıkarıp genellikle burada, bazen de Arzodası’nda sadrazama teslim ederdi. Sadrazam, Sancak-ı Şerif’i Ortakapı’ya getirip kovasına yerleştirir, Feth-i Şerif okunur, sonra büyük alayla ordugâha gidilirdi. Buraya varıldığında sadrazam, sancağı muhafaza edileceği hususi çadıra kendi eliyle yerleştirirdi. 
 
Ordu, cepheden döndüğünde de payitahtta merasimle karşılanırdı. Rumeli’deki seferlerde dönüşte padişah, Topkapı veya Edirnekapı’dan şehre girip büyük alayla saraya ulaşırdı. Sadrazam veya vezirlerden birinin komutasındaki seferden avdette, padişah da Davutpaşa’ya kadar gelir, buradaki ziyafetin akabinde orduyu beklemeden şehre dönerdi. Büyük alayla İstanbul’a giren sadrazam doğruca saraya gider, Ortakapı’dan itibaren omzunda taşıdığı Sancak-ı Şerif’i padişaha iade ederdi. Padişahın ve serdar-ı ekremin Asya’daki seferlerden dönüşünde karşılama merasimi Üsküdar’da yapılır, genellikle buradan Eyüp İskelesi’ne çıkılır, Edirnekapı’dan büyük alayla saraya gidilirdi. 
 
Seferin başarıyla neticelendiği dönemlerde, hem bu haberin İstanbul’a ulaşmasının hem de ordunun cepheden dönmesinin payitahtta bayram havası yarattığına dair kaynaklarda birçok emsal vardır. Luigi Bassano, Kanunî seferden döndüğü zaman bütün şehir halkının kendisini karşıladığını, İstanbul’da üç gün üç gece dükkânların açık kaldığını, bu süre zarfında devamlı yenilip içildiğini yazar.7 Nitekim Kanunî’nin kaynaklarda “Alaman seferi” ismiyle zikredilen 1532’deki Avusturya seferinden dönüşü ve bu seferde kazanılan muvaffakiyetler münasebetiyle İstanbul, beş gün beş gece boyunca donatıldı, Bedesten  başta olmak üzere çarşı pazar açık tutuldu, ziyafetler verildi.8 
 
II. Osman da Hotin seferi dönüşünde İstanbul’da üç gün üç gece şehir donanması yaptırdı, ancak kutlamalar esnasında padişahın henüz kundaktaki şehzadesi Ömer’in serseri bir kurşunun kurbanı olması yaşanan sevinci gölgeledi.9 IV. Murad’ın Revan’ı fethettiği haberi İstanbul’a ulaşınca Kaymakam Bayram Paşa, bunu Saray Köşkü sahilinden toplar attırarak ilan edip dört gün dört gece şehir donanması yaptırdı. Ayrıca İstanbul surlarını, Galata Kulesi’ni ve Tophane’yi tamir ettirip beyaza boyattı. Padişahın İstanbul’a dönmesiyle bir hafta daha geceli gündüzlü donanma yapıldı. Bağdat’ın fethi haberi de payitahtta yirmi gün yirmi gece şehir donanması yapılarak ve toplar atılarak kutlandı. IV. Murad, İstanbul’a döndüğünde bir hafta boyunca şehir donanması yaptırdı. 
 
İstanbullular evlerinin kapılarına ikişer, hatta bazıları onar kandil astılar.10 Osmanlı donanmasının her yıl denize açılması, II. Bayezid döneminde âdet olmuş, bu âdet XIX. yüzyılın ortalarına kadar devam etmiştir. Donanmanın hem gidişi hem de geri dönüşünde merasim yapılırdı. Merasim genellikle Yalı Köşkü’nde, padişahın huzurunda icra edilirdi. Buraya en son kaptanıderya gelir, köşkte sadrazam ile arza girer, kendisine hilat giydirilirdi. 
 
Kaptanıderya Barbaros Hayreddin Paşa’nın vefatı ve Beşiktaş’taki türbesine defni sonrası, donanmanın Yalı Köşkü’ndeki merasimi müteakiben buraya gelmesi kanun oldu. Donanma, üç günü geçmemek şartıyla, burada demir atar, Hayreddin Paşa’nın türbesi ziyaret edilir, kurbanlar kesilir, harekâtın başarısı için dua edilir, Dolmabahçe’de kurulan çadırlarda devlet erkânına ziyafet verilirdi. Donanmanın İstanbul’a dönüşünde yine padişahın katılımıyla Yalı Köşkü’nde bir merasim yapılırdı. Bunların haricinde yapımı bitmiş bir kalyonun denize indirilmesi de padişahın katıldığı bir merasimle olurdu. 
 
7 Bassano, Osmanlı İmparatorluğu’nda Gündelik Hayat, s. 65.
8 İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, İstanbul 1971, c. 2, s. 155. 
9 Feridun Emecen, “Osman II”, DİA, XXXIII, 453-456. 
10 Topçular Kâtibi Abdülkadir (Kadrî) Efendi Târihi, haz. Ziya Yılmazer, Ankara 2003, c. 2, s. 1039-1040, 1105, 1124.