Konsept Tasarım Lezzet Ve Kalite

Menü Danışmanlığı - Yiyecek ve İçecek Danışmanlığı, Osmanlı ve Türk Mutfağı, Restaurant Danışmanlığı Tarihi İstanbul Mutfağı, Gastronomi Danışmanlığı, Yeni Restoran Konsept Danışmanlığı_ Kalıcı Bir Restoran, Yeni Mutfak Danışmanlığı Restoran Nasıl Açılır? Restoran Açmak

Yemek Destanları

Yemek Destanları

 

Yemek Destanları...

"Dr. Doğan KAYA"

 

Âşık edebiyatının temsilcileri olan âşıklar, hemen her konuda destanlar söylemişlerdir. Bunların içinde yemek destanları önemli bir yer tutar. Yemekleri konu edinen ilk manzum örnekler XIV. Yüzyılda karşımıza çıkar. “Sımatiye” olarak adlandırılan bu eserler Kaygusuz Abdal’a aittir. Bunların çoğu on bir heceli olmakla beraber sekiz ve on dört hece ile söylenmiş olanları da vardır. Yemek destanlarında sebze yemekleri, kebaplar, köfteler, börekler, çörekler, pilavlar, turşular, tatlılar, salatalar, meyveler konu edilmiştir. 
 
Halk Edebiyatında önemli yere sahip olan destanların oldukça çeşitli konuları vardır. Hata diyebilir ki, âşıklarımız, hemen her konuda destan söylemiştir. Yemek destanları da bunlardan birisidir. Yemek destanları, ihtiva ettiği yemek çeşitleri ve buna bağlı gıdalar ile birlikte, bir bakıma yöre kültürü ve tarih açısından vesika değerindedir. 
 
Edebiyatımızda yemekler üzerine söylenmiş ilk manzum eserler XIV. Yüzyılın sonu ile XV. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olan Kaygusuz Abdal’a aittir. Bu şiirler, literatürümüzde “sımatiye” olarak bilinir. Sımat, “sofraya dizilmiş yemekler”, sımatiye de “ yemekler hakkında yazılmış şiir” demektir. Sımatiyelerin ölçüleri değişiktir ve birimi genellikle beyittir. Orhan Şaik Gökyay, Türk Folkloru dergisinde sözünü ettiğimiz sımatiyelerden on tanesini yayımlamıştır. Sımatiyelerde yemek adı ve gıda olarak şu adlar geçmektedir: 
 
“Şeker, gülbeşeker, helva, bal, paluze, güllab, ballı kaygana, kaymak, yağ, tuz, ekmek, yufka, kalın yufka, çörek, arpa çöreği, darı çöreği, pilav, pirinç, bulgur, tarhana, keşkek, erişte, kebap, püryan, kavurma, yahni, et, burma, kalye, samsa, zeytin, soğan, havuç, hurma, şeftali, zerdali, üzüm, elma, armut, erik, kiraz, karpuz, düğlek, koz, fındık, fıstık, leblebi, kuru üzüm, badem, cacık, su, şerbet, somun, pide, katmer, hardallı yahni, sirkeli ve sarımsaklı paça, baharlı somağ, zerde, yağlı herse, muhallebi, sütlü pirinç, köfte, höşmeri, baklava, mamunya, zülbiye...” 
 
Yukarıda da belirttiğimiz gibi manzum eserlerin ilki XV. yüzyılda ortaya konulmuştur. Kültürümüzde, mensur eser olarak adından söz edeceğimiz ilk eser de yine aynı yüzyıla aittir. Bu, Muhammed bin Mahmud Şirvanî’nin Tabh-ı Et’ime adıyla Arapça Kitabü’t-Tabih adlı eserden çevirdiği yazma eserdir. İkinci eser ise, XVIII. Yüzyılda yazılan ve müellifi belli olmayan Ağdiye Risalesidir. Bu eseri Et-Terkîbât fi Tabhi’l- Hulviyyât (Yazıldığı yıl: 1828) izler.
 
“İnsanlar bin kalıba soka soka ve bin türlü muameleden geçire geçire ortaya yemek namı altında bazen öyle bir harika çıkarırlar ki karşısında bana, adeta hilkatin parmağını ısırdığına hükmettirirler. Meselâ, bir tepsi saray baklavasını göz önüne getiriniz: Elyafındaki o incelik, o ter ü tazelik gül yaprağındaki gibi zarif ve nazik değil midir? O kabarıklıkta bir manolya goncesi dolgunluğu ve taksimdeki intizamda bir tarh mükemmeliyeti, kırmızı benekli tatlı manzarasında ise bir çemenzar letafeti yok mudur? Ya lezzetini en nefis meyvelerden biri olan incir kadar şekerli ve latif bulmaz mısınız? 
 
Sonra saray lokmasını düşününüz, hani üstü sert, kıtır kıtırdır da ısırınca ağzınız balla dolar, böyle bu derece ustalıklı ve şekerli yemiş henüz dünya yüzünde yoktur. Benibeşer aşçılık namı altında adeta tabiatla rekabete kalkmıştır, küstahçasına meydan okur ve ekseriya da kudret ve meziyetini takdir ettirir. 
 
Ne yazık ki bir heykeltıraş, bir ressam, bir mucit zekası, mahareti ve himmetiyle çalışan bu adamın meydana koyduğu eser, o eser-i nahif derhal mahvolmaya mahkumdur; zamanın değil, insanların dişleri her parmağında bir kelebek kanadı inceliği ve her parçasında bir çilek goncası itinası saklı olan bu sanat eserini güvelerin kürkleri, farelerin atlas işlemeleri, küf ve pasların gümüş takımları yiyip bitirdiği gibi fakat daha süratli ve daha merhametsiz bir surette, parça parça eder, övütür ve yutar. 
 
Mesalâ bir tavukgöğsü, etin tatlı haline gelişi ne demektir? Bundaki inceliğe ve maharete şaşılmaz mı? Bir tabak kefal pilâkisini hatırlayalım: O patates parçaları, havuç kesmeleri ve kereviz yaprakları ona niçin, nasıl bir tecrübeden sonra ve nasıl bir zevk-i selim ile ilâve edilmiştir, kaç nesil asırlardan beri uğraşarak kefal balığını bu tarza sokmuş, bu terakkiye mazhar etmiş ve ona bu kemâli buldurmuştur? İlk insanlar, malum a, balığı denizden çıktığı gibi çiy çiy başından ısırıp kılçıklarını ayırmadan çatır çatır ve şapur şapur yiyip yutarlardı; sonra ateşe göstermeğe alıştılar; daha sonra da haşlamasını yaptılar. Bunu müteakip yağ sebze ilâvesine başlandı, nihayet şu hale soktular. Bu tebeddüller yüzlerce asır sürdü. Onun için bugün bir mayonezli levrek veya revani yahut da bir tencere yaprak dolması adeta bir vapur makinesi, bir elektrik feneri, bir mikroskop ve bir gram radyum kadar medeniyet ve terakki âsarından, delail-i kemalattan sayılır, sayılırsa doğru olur.”  
 
Âşık Edebiyatında bugüne kadar söylenmiş destanlar dörtlüklerle vücuda getirilmiştir. Beyitlerle söylenmiş olan yemek destanları yok denecek kadar azdır. İçlerinde en hacimlisi, 41 dörtlükle Korkusuz Abdal adına kayıtlı olup sekiz heceli ve tek ayaktır. Bunu 36 dörtlükle Sivaslı Gülebi’nin şiiri izler. En hacimsiz destan ise üç dörtlük olarak yine Sivaslı âşık olan Kul Mehmet (Mehmet Anulur)’e aittir. 
 
Yemek destanlarının çoğu on bir hecelidir. Sekiz ve on dört heceli destanlar da söylenmiştir. Bu vadide söylenmiş yüzlerce destan muhteva itibariyle çeşitli özellik gösterirler. 
 
1. Çeşitli yemek ve gıdaları konu edinen destanlar, 
2. Sadece bir yemeği, içeceği, tatlıyı veya meyveyi (bulgur pilavı, balık, çiğ köfte, çökelek, ayran, kavun, üzüm vs. gibi...) ele alan destanlar, 
3. Mizahî yemek destanları. 
 
Ekmek 
Başımızın odur tacı Zehir değil olsun acı Bayat diye atma bacı Süründürür bizi ekmek 
İsrafla kalırız geri Rençperlerin alın teri Çöplükler olursa yeri Süründürür bizi ekmek 
Garip Ozan sözün hakla Afrikalı gelsin akla Bayatları iyi sakla Süründürür bizi ekmek 
 
1. ALİ ABBAS BAKIR [1928, Gemerek-Eskiyurt (Alakilise) köyü)] 
 
Yayla
Yaz gelince yaylalara göçmeli Gönül dengi birkaç komşu seçmeli Tencerede mantar kuzu pişmeli Yemeyi içmeyi değer bu yayla 
Düzeltelim geçim ile dirliği Yaylanın havası hayat varlığı Gezmelidir demir kaya karlığı Gezip de görmeyi değer bu yayla 
Bu yurdun mantarı tatlar durağı Yanında olursa kuzu yüreği Unutma çay ile yağlı çöreği Yemeyi içmeyi değer bu yayla 
Koyunun yoğurdu sütü kaymağı Dil tutmuyor türlerini saymağa İştahı saçılır bilmez doymağı Yemeyi içmeyi değer bu yayla 
Kebap pınarına kurulsa çadır Sorulursa okşansa gönülle hatır Al’Abbas bu sözü burada bitir Sorup okşamayı değer bu yayla 
 
YEMEK DESTANLARI
 
2. ALİ DAYI (Ali Açık, 1925-2002, Yıldızeli-Çubuk köyü) Yemek Destanı 
 
Her milletin vardır türlü yemeği Cihanda Türklerin aşı başkadır 
Lezzet için çok verirler emeği Pirzola bifteği şişi başkadır 
Döner yiyip ızgaraya başlama Sivas kebabını sakın taşlama 
Bol tiritli taze pişmiş haşlama Koyunun kuzunun döşü başkadır 
 
Tükenir mi aşçıların hilesi Çırağı ağlatır usta sillesi
Fırında kızarmış kuzu kellesi Hele mor koyunun başı başkadır 
 
Kabak dolması da çıkar düzlere Gelin bakın sarmadaki pozlara 
Baklava da çok gülüyor yüzlere Neşeli görünür kaşı başkadır 
Malzemenin iyisinden alınsın Geç kalmadan hemen eve salınsın 
Yemeklerin her türlüsü bulunsun En azından olan şeşi başkadır 
 
Mantı böreğini peynirli yapın Çabuk koyun biraz fazlaca 
kapın Doyanlar çekilip bir yana sapın Bulunmaz emsali eşi başkadır 
 
Peynirle böreği çokça severim Geç kalmasın diye fazla everim 
Sabrım kaçar çocukları döverim Sıcağıyla gelen bişi başkadır 
 
Yumurta da her bir şeye karışır Koçlar gibi birbiriyle tokuşur 
Çoluk çocuk seyir eder bakışır İçi kısım kısım dışı başkadır 
Kurun semaveri çabuk kaynasın Sular göbek atsın çaylar oynasın 
Dostlar gelsin içmeyinen doymasın Keklik kanı gibi beşi başkadır 
 
Hepisinin başı ekmek tuz olsun Hindi gelsin arkasından kaz olsun 
Belki karnım doymaz piliç tez olsun Bunlar hayâl ise düşü başkadır 
Pirinci seçmeden koymuş kazana Ne çöpüne bakmış ne de hozana 
Dili döner dönmez kızar ozana Pilav isyan eder taşı başkadır 
 
Revani kadayıf çıksın aradan Tulumba tatlısı geçsin buradan Sütlaç hesap gördü aktan karadan Anamın yaptığı keşi başkadır 
Salatalar türlü türlü bezenir Karnıyarık yatıp yatıp uzanır Hanımlar pişirir beyler kazanır Herkesin gördüğü işi başkadır 
 
Pek severim meyvelerin tadını Teker teker sayamadım adını Tepside kızartın kuzu budunu Dolusu başkadır boşu başkadır 
Mercimeğin herlesine bayıldım Kaşık kapıp baş ucuna koyuldum Ali Dayı yaza yaza duyuldum Ömür böyle geçti yaşı başkadır 
 
3. ALİ ERTEKİN (1929- Divriği-Başören köyü) Olsa Yerdim 
 
Bulgur pilav kuzu eti Birlik pişir dök tiridi
Yap da bir gör sen lezzeti Olsa yerdim, olsa yerdim 
Biber domates dolması Hem fasulye patatesi Bir de lahana sarması 
Pirinç pilav tereyağı Marul salata soğanlı Hasretinden sinem dağlı Olsa yerdim, olsa yerdim 
Kıyma ile yap ıspanak
Bir de buna yoğurt katmak Hem de olsa sütlü kabak 
Olsa yerdim, olsa yerdim 
Şu Anteb’in baklavası Kadayıf pasta tatlısı Lahmacunu çiğ köftesi Olsa yerdim, olsa yerdim 
Kuru fasulye piyazı Pırasayı kerevizi Sevmiyordum bu terazi Olsa yemem, olsa yemem 
Olsa yerdim, olsa yerdim 
Karnıyarık kadın budu Mercimek ile nohudu Yedim mideme dokundu Olsa yemem, olsa yemem 
Elma armut dut kayısı Portakal erik kirazı Uskumrunun ızgarası Olsa yerdim, olsa yerdim 
Ertekin’e siz gülmeyin Param yok alıp yiyeyim Gözüm görmez çok görmeyin Olsa yerdim, olsa yerdim 
 
4. ALİ ERTEKİN (1929- Divriği-Başören köyü) Yemekler 
Yemeklerin şahı kuru fasulye 
Hele zeytin yağlı piyaz olursa 
Esas ismi kokmuş çürük lobiye Ya 
içinde et suyu da olursa 
Kaynana diliyle acı pırasa
Hele bir de ekşi ekşi kokarsa
Hiç bir daha yemem kafam kızarsa Hele içinde de limon olmazsa 
 
Mercimeğe yazmış idim mektubu Unutur muyum hiç taşlı nohutu Altın pahasına çıkmış fiyatı
Ya içinde Vita yağı olursa 
 
Makarna bulgura kafa tutarsa Aç karnına kim yiyip de yatarsa Zehirlenip yatağından kalkarsa İyi olur pan zehiri olursa
Kıral olmuş şu sümüklü bamya Benim gücüm yetmez balık tavaya 
Baklaya diyeceğim asla hiç de yok Tarhanaya dargınlığım gayet çok Bunları yiyemem karnım da tok Kapuskanın acı huyu olursa 
Kereviz diyorlar onun adına Çoktan küsmüş idi m semiz otuna Hiç bakmadım ben onların tadına Hele içinde de kabak olursa 
 
Beğenmiş kendini çürük patates İçine doğranmış canım domates Severim yemeği gayette nefis Hele baharatı yağı bol olursa 
Bakın ıspanağın lezzetine tadına Düşer ise pişirenin babına Gölge düşmez kırallıkta tahtına Yumurta yağ kıyması bol olursa 
 
Ertekin’im der ki zengin olursam Onlardan bir kaçını bulursam 
Döndük yine taze duru çorbaya Yiye yiye şu karnımı doyursam Limonu sirkesi kafi olursa Bir parçacık dizde derman olursa 
 
YEMEK DESTANLARI
 
5. DERDİYAR (Murat Tanrıverdi, 1961, Sivas-Sivritepe köyü) Hayâl Pilavı 
Yaz oldu ekinde hayâl sofrası Tütüyor burnumda buyrun ağalar Peskütan çorbası keşkekle çalım Atıyor sofrada buyrun ağalar  
Karnıyarık vezir türlü de paşa Kuru fasulyeyelafım yok haşa Tirit, ekmek aşı, güreşir başa Tutuyor sofrada buyrun ağalar 
Evelik, lahana, yaprak sarması Kemikle pişmişse herle çorbası Bir kenarda kızmış kabak dolması Çatıyor sofrada buyrun ağalar
Abam küp peynirin yağda söndürür Uşak kapar midesine indirir Yumurtalı oğmaç başın döndürür Bitiyor sofrada buyrun ağalar 
 
Yığın gölgesinde pancar aşına Madımak çorbası sofra başına Hasıdanın çok düşerim peşine Yatıyor sofrada buyrun ağalar 
Biber dolmasının acı alavı Yeşil fasulyenin geçmez kılavı Fakirin yemeği bulgur pilavı Yetiyor sofrada buyrun ağalar 
Papatesli içli köftenin adı Hıngelin aklımdan çıkmıyor tadı Dal turşusu olmuş sanki bir kadı Ötüyor sofrada buyrun ağalar 
Kavurma, yumurta eriştesini İnsan unutur mu böyle besini Bu sofra fakirin yok kesesini Yutuyor sofrada buyrun ağalar 
Derdiyar’ım yeter bırak bu düşü Hayalle yenir mi mercimek aşı Gün geldi geçiyor harman güneşi Batıyor sofrada buyrun ağalar 
 
6. FAHRÎ (Süleyman, Sivas merkez) Yemek Destanı 
 
Gönül kahvaltıya irtikap eder Üzerinde şeker, kaymak bulunmaz Elli gündür perhiz altmışa gider  
Ala şafak herle* karşıma geçer Bıyık bulaşığı sakala saçar İçeriz çorbayı vay çarınaçar 
Allah’a şükr ettik doymak bulunmaz Sol düğüden** gayrı müştak bulunmaz Çuvaldan tükendi gitti tarhana Bari yemlik, madımalak bitmedi 
Şimdi herle baba attı barhana*** Ne diyesin boynunu hep sarhana Peynir dedikleri durak bulunmaz 
 
Ezeli yer idim baklava, börek 
Başı da buğulu nakışlı çörek Üzüm hoşafı ister yanıktır yürek Pirinç tutiyadır ahmak bulunmaz 
Dudağım yarıldı karnım gurular Göynüm yahni, patlıcanı arzular 
Kuyruğu üç okka kalık** kuzular Çayırlı çimenli yaylak bulunmaz 
Dişlerim çürüdü çiğdem tatmadı Ispanağı yoğurt ile katmadı İçinde zerrece sarımsak bulunmaz 
 
Köfteye hasretim kâr etti cana 
Bir kez yüzün göre idim kaygana* Katmer, kömbe küsmüş gelmez meydana 
Hem kalındır ağız korkak bulunmaz 
Gel ey Fahrî tekmil eyle destanı Buğda ekmeği gitti bulunmaz hani 
Darı ekmeğini kesme Yaradan Gani Ardından vurmaya tokmak bulunmaz  
 
7. GÜLEBİ (Kadir Gülsoy, 1926, Gürün-İncesu köyü) Bizim Yemeklerimiz 
Bilmem gerek var mı bunu demeye Pek lezizdir bizim yemeklerimiz Çorbadan başlanır bizde yemeğe Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
Erişte çorbası her mevsim yenir Duruca sütlaşa süt çorba denir Lahana çorba da pancar tat verir Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
Çorbalardan sonra gelir sebzeler Her yemeğe lezzet katar şu biber Hıyarlı ayranla için serinler
Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
 
Köylüler çok yerler sirken madımak Yemlik yülme ye de bir tadına bak Dağların limonu şu kuzukulak
Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
Soğan sarımsak da sebze tayfası 
 
Çeşitli yaparız yoğurt çorbayı Peskütanla pişirirler tavgayı Günde kuruturuz biz tarhanayı Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
Bizde bol bol kaynar karavanası Avcarlıca olur bulgur çorbası İnsanı doyurmaz bir-iki tası
Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
 
Ispanak mıhlası pürpürüm cacık Bamyayı bilmezdik sonra tanıdık Bezelyeyi görsek culbat sanırdık Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
Fasulye beyimiz sebzeler başı Her mevsim yenilir kurusu yaşı Türlümüz güvecin küçük kardeşi Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
Salataya bazen menemen deriz 
Burun kırar mübareğin rayhası Gene de sağlığa pek çok faydası Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
 
Şimdi de sırada çorbamsı aşlar Bunların başında ekşili aş var Düğücük aşı da ağzımı yakar Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
Cılbırı bilmezsen benden sormalı Patatesli mercimekli kıymalı Ekmeği doğrayıp karıştırmalı Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
Yazları cacığı tercih ederiz Et sebze ne bulsak yumulur yeriz Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
Patatesli cıvık aş yumuşak pilav Herle çorbasında kaşığa kılav Kocabaş aşını safradan tez sav Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
 
Mantıları çıkaramam sıradan Onların yokluğun verme yaradan Her gün etli mantı çıksın kuradan Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
Yoğurtlu mantıyı yiyenler bilir
Sumak sıkılırsa tutmaç da denir İçine ya patates ya peynir koruz 
Hıngel Karslı olan evlerde yenir Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
 
Şimdi sıra geldi yağlı dolmaya Eğer alışmışsak sumaklamaya Hıyar dolma gibi dolma olmaya Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
Mumbar dolmasını sakın unutma Çok leziz bir yemek yabana atma Biraz sıcakken ye fazla soğutma Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
Börekler başlıyor undan öteki Böreklerin başı tandır ketesi
Bir de o Gürün’ün saç teşt kömbesi Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
Misafir harcıdır yağda yumurta Yiyin bakın nasıl imiş kaygana Elbet etle sütte lazım insana
Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
 
Etli bulgur pirinç pilav bulursan Önüme de bir tas ayran alırsam Dayanamam elden geri kalırsam 
Üstüne de tereyağı dökeriz
Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
Hep de güzel olur yaprak sarmalar Hiç biri olamaz lahana kadar Listede kabakla patlıcan da var Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
Biberi küstürmem oda lezizdir Zeytinyağlı dolma ağır azizdir İştahı olana hepisi de bir
Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
 
YEMEK DESTANLARI
 
Yengel olur ıspanağın çöreği Peynirden kıymadan yufka böreği Tandır etmeğimiz dinin direği Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
Gençler diş biliyor artık pilava Pilavdan yaşlılar alsınlar hava Aman çok kaçırmam gelip de tava Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
Kemiksiz et ile yarmadan kaynar Bizim heriseye keşkek diyorlar Üstüne de tereyağı koyanlar 
Bizde bir mantı var su börek deriz 
Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
Şimdi sıra sizde canım tatlılar Listenin başında kurabiye var Yemesin yaşlılar diyabet yapar Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
Sabah erken yerler süt kaymağını Bala katıp yerler tere yağını Gidin de bir görün Gürün dağını Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
 
Köftelerin bizde geniş yeri var Köftenin mevsimi o ramazanlar Oruçtan çıkanlar köfteyle doyar Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
Köfteli etimiz pek kıymetlidir Yemekle doyulmaz çok lezzetlidir Mübareği sen yedikçe yedirir
Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
Yeşil mercimeği kazanda kaynat Yağda yumurtayla soğan kıyma kat İnce bulgur da kat çiğ köfte yarat Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
Baklava kadayıf sonra tulumba Revanı reçeller bunlardan sonra Bizim omacı da sakın unutma Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
 
8. GÜLHANÎ (Mehmet Kargı, 1940, Gürün-Ayvalı köyü) Bizim Yemeklerimiz  
Karnı aç olanlar buyursun gelsin Güzel olur bizim yemeklerimiz Yiyin için doyun afiyet olsun Güzel olur bizim yemeklerimiz 
Çoban kavurması burnumda tüter Balı kaymak ile karıştır yeter Hemi kuvvet verir hemi tok tutar Güzel olur bizim yemeklerimiz 
Patatesli kömbe meşhur buradan
İçli köfte çok sevilir yöreden
Gürün, Kangal, Ulaş, Hafik, Zara’dan 
Etli pilavımız yemeyi değer Yanı sıra turşu olursa eğer Tarhana çorbası şifaymış meğer Güzel olur bizim yemeklerimiz 
 
Bütün yemekleri çekince canım Hemen hazırlayıp getirir hanım Bilir misin bayram olur her günüm Güzel olur bizim yemeklerimiz 
Anam her gün yufka ekmek sulardı Sütü kaynatırdı yoğurt çalardı Sofrayı hazırlar namaz kılardı 
Nerdeyse heyvayı unutuyordum Yanında da hazır koyun yoğurdum Böyle beslenip de can buluyordum Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
İçli köfte sanki bulgur lokumu Yedikçe bilmezsin hiç doyduğunu Hatırlarım sekiz on saydığımı
Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
Yoğurtlu köfteyi bol bol yaparlar İçine de yoğurt pezik katarlar Sivaslılar bunu salçayla yapar Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
 
Gülaboğlu bunlar Gürün yemeği Yensin diye çektim bunca emeği Cümlenize nasip etsin yemeyi Pek lezizdir bizim yemeklerimiz 
Güzel olur bizim yemeklerimiz 
Kuskus, mantı, su böreği, kaygana Güveç pek hoş olur lezzetten yana Gelen giden yiyor kalmıyor bana Güzel olur bizim yemeklerimiz 
Her yörenin vardır ayrı yemeği Hele eriştenin çoktur emeği Üstüne dökeriz ekşi sumağı Güzel olur bizim yemeklerimiz 
Dut pestili, ceviz, kavurga, hedik Doyuncaya kadar oturduk yedik Hepisine damak tadıdır dedik Güzel olur bizim yemeklerimiz 
 
Güzel olur bizim yemeklerimiz 
Patlıcan musakka, biber dolması Bir nimettir soframızda olması Üzerine çay kahvenin gelmesi Güzel olur bizim yemeklerimiz 
Boranımız vardır yarmamız vardır Bol kıymalı yaprak sarmamız vardır Tereyağlı omaç dürmemiz vardır Güzel olur bizim yemeklerimiz 
 
Bir de tatlıları tanıtacaktım
Az kalsın sütlacı unutacaktım Sofrayı elimle donatacaktım Güzel olur bizim yemeklerimiz 
Gülhanî’yim karnımızı doyurduk Madımağı misafire ayırdık Türküsüyle adımızı duyurduk Güzel olur bizim yemeklerimiz 
 
9. KAMBER NAR (1956, Kangal-Karanlık köyü) Tadı Damağımda Kaldı 
Köyümdeki yemeklerin Tadı damağımda kaldı Tandırdaki ekmeklerin Tadı damağımda kaldı 
Kırda otlayan sürümün Çökelikli bir dürümün Kuzukulak, pürpürümün Tadı damağımda kaldı 
Haşıl sofrada baş tacın Pilavdır senin ilacın Babikko ile omacın Tadı damağımda kaldı 
Anıklı mis tarhananın Tereyağlı kaygananın 
İlk kez giydiğim urbanın Yılda kesilen kurbanın Soslu düğürcek çorbanın Tadı damağımda kaldı 
Tereyağlı eriştenin Bazlama ile ketenin Bulgurdan içli köftenin Tadı damağımda kaldı 
 
YEMEK DESTANLARI
 
Yoğurttan ayrana değin Boşa gider mi emeğin Boranı denen yemeğin Tadı damağımda kaldı 
Sütlü çorba elbet senin Sacüstü yola gidenin 
Eti güzeldir dananın Tadı damağımda kaldı 
Pıtpıtıyı savurmanın Teştte helva çevirmenin Küpte yağlı kavurmanın Tadı damağımda kaldı 
Pancar püründen dolmanın Hoşaflık çirle, elmanın Herleye kaşık çalmanın Tadı damağımda kaldı 
 
Taş ile ezilen unun Hedik ile bulgurunun Yağlı ekmek cumurunun Tadı damağımda kaldı 
Lor peynir ağız nerenin Balda aranan çarenin Muharremde aşurenin Tadı damağımda kaldı 
Yolcuya el sallamanın Tez okuyup bellemenin Sac arası küllemenin Tadı damağımda kaldı 
Kendime etli yarmanın Ayranlı köfte karmanın Cılbır, lahana sarmanın Tadı damağımda kaldı 
Koyundan koyultmaç sağın Lezzetlidir sütün yağın Yemlik ile madımağın Tadı damağımda kaldı 
 
Hele de içli kömbenin Tadı damağımda kaldı 
Sergi yanında yatmanın Yoğurda parmak atmanın Kuru kaymaktan tatmanın Tadı damağımda kaldı 
Hem yazının hem kışının Yemeklerde tuz taşının Soğanlı ekmek aşının Tadı damağımda kaldı 
Mantı yenir serin serin Bol soğanlı tirit verin Telliceli bir katmerin Tadı damağımda kaldı 
 
Bir başkadır tadı avın Az gelirdi karpuz kavun Göbelekli bir pilavın Tadı damağımda kaldı 
Keşkeğin yemeği çetin Katıklı çorbayı katın Güneşte kurumuş etin Tadı damağımda kaldı 
Zevki farklıdır herkesin Peynirden dilimler kesin Dövmeli bir patatesin Tadı damağımda kaldı 
Bu yöreler Kamber Nar’ın Kekik kokan mor dağların Buz gibi akan pınarın Tadı damağımda kaldı 
 
10. KARAOĞLAN (1690-1765, Kargılı köyü-Zara) Pek Severim 
Tandırda kuzu kebabı Köz üstünde püryaniyi Pek severim pek severim Hemen getirin yahniyi 
Hele olursa erbabı Pek severim pek severim 
Hoş olur baklava börek Hele getirinde görek Öyleye ekşili çörek
Pek severim pek severim 
Tereyağlı kayganayı
Hiç kaçırmam baklavayı Taze pişmiş fodulayı Pek severim pek severim 
Taş çanakta üryaniyi Pek severim pek severim 
Peksimetli paparayı Zemheride tarhanayı Hele pazılı mıhlayı
Pek severim pek severim 
Zemheride tirit aşı
Pek hoş olur kuzu başı Kar’oğlan’ım kelecoşu Pek severim pek severim 
 
11. KARAOĞLAN (1690-1765, Kargılı köyü-Zara) Ne Hoş Olur 
Sabah tarhana çorbası Ne hoş olur ne hoş olur Öğleye yaprak sarması Ne hoş olur ne hoş olur 
Taş çanakta yağlı kıyma Av etinin geri koyma Ayranı yanından ayırma Ne hoş olur ne hoş olur 
Kekliğe doyum olur mu Her kuşa kıyım olur mu Bir budu payım olur mu Ne hoş olur ne hoş olur 
Çil kekliğin iki budu Severim elma armudu Getirin kaymak yoğurdu Ne hoş olur ne hoş olur 
Saç üstünde ballı börek Hele getirin de görek Dostlar ile sohbete gerek Ne hoş olur ne hoş olur 
Pek severim baklavayı Kıymalı bulgur pilavı Yanında üzüm hoşavı Ne hoş olur ne hoş olur 
Fırında peynir pidesi Biraz da elmas köftesi Üstüne turşu mıhlası Ne hoş olur ne hoş olur 
Kuzular kebap olursa Bir budu bana kalırsa Üstüne kahve gelirse Ne hoş olur ne hoş olur 
Kar’oğlan’ım çalar sazı Hemen pişir ördek kazı Yanında da turşu pazı Ne hoş olur ne hoş olur 
 
12. KELAMÎ (İsmet Yılmaz, 1956, Ulaş-Eskikarahisar köyü) Başkadır 
Turşu mıhlaması, düğür çorbası Bizim yemeklerin tadı başkadır Mumbar dolmasıyla yaprak sarması Her birinin ismi adı başkadır 
Kurun semaveri başında durak Demeyin nerede baklava, börek Meyveleri zaten methe yok gerek Elması, armudu, dutu başkadır 
 
YEMEK DESTANLARI
 
13. KUL MEHMET (Mehmet Anulur. Tel Helva 
Pestkütanı, keşi değişmem bala Su böreği, hıngel, madımak hele Hepsi ayrı lezzet verirler dile Acılı biberli badı başkadır 
Kelamî sofraya gelin oturun Haşlama suyuna ekmek batırın Sivas kebabını tezden getirin İçli köfte, kadın budu başkadır 
 
1949, Sivas
Tel tel tel tel bu helva Bu Sivas’ta bu helva Uzun kış geceleri Çek yiyelim tel helva 
Miyanemiz taşlıkta Komşu var aralıkta Halkası katı kırkta Çek yiyelim tel helva 
 
Ne güzel gelenekler Bacada biri bekler Boşa gider emekler Çek yiyelim tel helva 
Dayı bu gün sizdeyiz Tel helvayı severiz Miyanesi şekeri
Çek yiyelim tel helva 
Bir turşunun suyundan V azgeçemem toyundan Huylu geçmez huyundan Çek yiyelim tel helva 
Kul Mehmet töre bizde Şenlik var hanemizde Yarın gece de sizde Çek yiyelim tel helva 
 
14. KUL MEHMET (Mehmet Anulur. 1949, Sivas) Çiğ Köfte 
Çiğ köftenin acısı Dilim yaktı sancısı Nazlanma yar bacısı İlle de canım çiğ köfte 
Ellerin dert görmesin Acı diyen yemesin Vur sazlara inlesin İlle de canım çiğ köfte 
Kul Mehmet’in diyesi Allı fistan giyesi Dostlarımın yiyesi
İlle de canım çiğ köfte 
 
15. KUL MEHMET (Mehmet Anulur. 1949, Sivas) Hıngel Destanı 
Okuldan dönünce bize Hanım dedi: Hıngel taze Kim sabrede onu uze 
Vay halime vay halime Vay hıngele vay hıngele Yiyenler yatıp yan gele 
Evden yürüdüm çarşıya Zorunan geçtim karşıya Ellinciyıl’da on çaya 
Geldim tezgaha çöktüm Sodayı dizime döktüm
Bu hıngelden neler çektim 
Vay hıngele vay hıngele Yiyenler yatıp yan gele Kırk altıda yersen hıngel Sarayın önünden döngel 
Sini bitti de doymadım Dibinde ‘yd’ğurt koymadım Yağı kalsın kıyamadım 
Sanki taşı bağladılar Dikili Taş’a yolladılar Dersin beni ağ(u)ladılar 
Abdest aldın duramadım Yatsıyı da kılamadım Ölçüsünü bulamadım 
Kul Mehmet zorun ne idi Hep önünde el mi yedi Bir daha yutma hıngeli 
 
16. KUL MEHMET (Mehmet Anulur. 1949, Sivas) Bulgur Pilavı 
Ne hoş olur onun üstünde pezük Gider kaşık kaşık bulgur pilavı Yarim kaşık tutar parmakta yüzük Gider kaşık kaşık bulgur pilavı 
Et suyundan tavuk etin arala Gider kaşık kaşık bulgur pilavı Üzüm hoşafında derdi karala Gider kaşık kaşık bu1gur pilavı 
Mercimeklisin, herkes hayranı Gider kaşık kaşık bulgur pilavı Yanında varise katık, ayran Gider kaşık kaşık bulgur pilavı 
Kul Mehmet’im, yemeyenler kayıpta Gider kaşık kaşık bulgur pilavı Bacada, sayada, ayran yayıkta Gider kaşık kaşık bulgur pilavı 
 
17. KUL KEMAL (Mehmet Anulur. 1949, Sivas) Sivas’ın Yemekleri 
Karnım acıktı düşündüm Nerde ne yesem şaşırdım Sivas’ı akla düşürdüm Yemeğini yiyebilsem 
Sac arası kebap dolsa Ayran bulgur pilav bulsa Kablan’ın domatesi olsa Tuzlayarak yiyebilsem 
Sabah herle çorbasını Tandır ekmek sarmasını Çökelekle dürmesini Sarıp sarıp yiyebilsem 
 
Güzelce bir mantı yapın
Koyun yoğurdundan katınOlsa şöyle birde kahvaltı Sarmısaklı etin katın Yanında da sini tatlı Kepçe ile içebilsem Elim ile yiyebilsem 
 
18. MEMİŞ EROĞLU (1925, Kangal-Alacahan) Yemeğe Hasret 
 
Ilıt kızım ılıt çorbayı ılıt
Yağa selâm söyle peyniri kurut Çay ile çörekte kaldı bir umut Aradım da yağı bulduramadım 
 
Hele durun yavrularım şükr eylen Yaradan’ın ismi ile zikr eylen Habibin hürmeti bir ihsan eylen Garip arzuhalim bildiremedim 
 
Hak Taalâ ihsan etmiş bu ayı
Aldı her tarafı zeytinin yağı
Bize küsmüş eriştenin pilavı
Çok minnet eyledim güldüremedim 
 
Ah ettikçe kanlar akar sineden Çökelikle yoğurt yoktur binadan Kaymak kendisini asmış semadan Mansur gibi dardan indiremedim 
Otuz yıldır doldurmadım çileyi Kabul ettim senden gelen belâyı Canım çalkamayla bulgur pilavı Yayıktan ayranı döğdüremedim 
Çağır âşık Memiş Allah’a çağır Dönmüyor dolabın çarkı pek ağır Bereket kesildi kalmadı hayır Demek ki kulluğu bildiremedim 
 
19. RUHSATÎ (Mustafa, 1935-1911, Kangal-Deliktaş köyü) Ederdim 
Padişahım beni aşçı baş’etse Bulgur pilavını hergün ederim Çatal ferman getirttirip katline Bostan pancarını sürgün ederim 
Madımak diyerek döşerler bir ot Çoğuna it siyer mideni gen tut Çirişi topla da yel olana sat Yemliği tez günde tezgin ederim 
Hiçe değmez pancar ile pırasa 
Lâzım değil bamiyenin balgamı Uğratmayın havuç ile şalgamı Bazı bazı bulur isem dalgamı Lahna sarmasını birgün ederim 
Kabak şöyle dursun cennette yerim Soğan, sarmısağı perhizde derim Marul, pırasayı almaz defterim Patates ekmeği hergün ederim 
Katıklı çorbaya ot doğramazken 
Çoban onu dağda yayar Koyun tam gönlüme ayar Benim özüm kuzu sever Çevirmeyi yiyebilsem 
Kul Kemal’im öğlen vahtı 
 
Şayestedir yer elması Sivas’a kıvratmazken 
Ayva dolmasından getir var ise Turunç yaprağını durgun ederim 
Bu takımlar bizim işe yaramaz Çoban olsam bazı yerim göremez Bostancıdan hiç bir zengin türemez Kavunu karpuzu kırgın ederim 
 
20. SEFİL SELİMÎ (Ahmet Günbulut, Yenir Bu Yemek 
 
Türklerin sofrası cennet sofrası Sokul geri kalma yenir bu yemek Mide parolası hayat şifresi
Dıkıl uzak durma yenir bu yemek 
Besmele çek başla mutlaka gerek Bazlama sıpsıcak çökelik dürek Francala lavaş pideyle çörek Çekinerek alma yenir bu yemek 
Çorbalara limon tere nane koy Domates sert olur kabuğunu soy Tarhanamız leziz pastırmayı kıy Çarçabucak yılma yenir bu yemek 
 
Kadınbudu köfte titretir yürek Adana şişini ederim merak
Cacık salatayı şu uca bırak Dostları tut salma yenir bu yemek 
Ayva kompostosu kuşburnu suyu Kızılcık reçeli ilaçtan iyi
Yaş dut yaş üzüm ihtiyar payı Beni obur bilme yenir bu yemek 
 
Kanatlı grubu közde hoş pişmiş Bir tek kuş peşine bin avcı düşmüş Şunlar yerken şunun damağı şişmiş Gel ağzını silme yenir bu yemek 
Haydi konuklara maharet göster Hepsi de gönlünce doyumluk ister Sıvadım kolumu dedim ki destur İştahtan bayılma yenir bu yemek 
 
Sabah kahvaltısı zeytin peynir çay Veya yayla çorba işkembeyi say Aç kalkma sofradan tıka basa doy Yanaş kusur bulma yenir bu yemek 
Tam kıvamlı pişmiş fırında kuzu Nefis buğlu buğlu bekliyor sizi Yeşil acı ekşi turşu bir dizi Birdenbire dalma yenir bu yemek 
Barbunya enginar imambayıldı Yaşlıyım acıktım midem kıyıldı Nohut yahni türlü güveçte oldu Armut misket elma yenir bu yemek 
Ciğer ızgarası mangal kızartma Sardalya palamut hamsiyi tartma Topla yekun eyle hesabı yırtma Üzerime gülme yenir bu yemek 
 
YEMEK DESTANLARI
 
Ovada bıldırcın dağlarda tavşan Baharat kekik yer yayılır yavşan Keklik kızartması kana katar kan Doymadan çekilme yenir bu yemek 
Livik kurutmasına ip 
Hele şu sormuğu hiç söyletmezken Arsız telliceye gör kin’eyderim 
Rençberlik dediğin helâl nafaka Gel Ruhsatî çöreği çek kırağa Pekmez yoksa peyniri koy tabağa Ekin ok biterse dizgin ederim 
 
1932-2003, Şarkışla
Pilavlı kebabı dindir de bir gör gününe
Böğründe fasulye kabak tatlı var Adam kalabalık masa biraz dar Saf dışı sayılma yenir bu yemek 
Öğle sonu yattım gördüm epey düş Sac kebap tas kebap pirzolayla şiş Ispanak pırasa ne kadar da hoş Uykuya boğulma yenir bu yemek 
Postta kül kebabı çobanlar söyler Şahane kokusu kervanı eyler Menemen ve omlet ocakta beyler Geniş ol dökülme yenir bu yemek 
 
Tandırda çömlekle lahana sarma Sinide baklava sarığı burma Fındıklı cevizli enfestir hurma Nazlanarak gelme yenir bu yemek 
Patates mıhlası testi kebabı Haşlama kavurma doldur şu kabı Sahurda bulgurlu elzemdir abi İftarda yıkılma yenir bu yemek 
Yaşanmış bir olay anlatır tirit Arap aşını yut ata bin erit
Ceylan kemiğinden yaptırdım cirit Başka ete yelme yenir bu yemek 
 
Gün aşırı siz-biz davete gitsek Aynı tekerrürü itiyat etsek Yoğurt kaşıklayıp uykuya yatsak Yorgana sokulma yenir bu yemek 
Ayrı özellikler taşır her yöre Birbirini besler ne güzel töre Baş tacımız nimet düşürme yere Ezilme bozulma yenir bu yemek 
Çiğ köftemiz hazır piknik 
Marul turp doğradık dizdik yanına Kahvemiz köpüklü değsin canına Pipoya asılma yenir bu yemek 
 
Su böreği mantı peynirli etli Dönerin yamağı revani sütlü “Evet”li irmikli incirli tatlı Terleme sıkılma yenir bu yemek 
“Ye kürküm ye” demiş Nasreddin hoca İkazda bulunmuş toklara aca
Ne korsak o pişer tavaya saca Kaskatı kesilme yenir bu yemek 
Ağzın dilin yanmaz yoktur hatası Koyun kuzu başı beyin sotesi Parmak ısırttırır sözün ötesi
Boş lafa takılma yenir bu yemek 
 
Kuskus erişteye bol yumurta ez Makarna şehriye masrafları az Bugünkü listeye bal pekmezi yaz Üç-beşe kısılma yenir bu yemek 
Havyar sucuk dahil kuşun sütü var Kavun karpuz kestim eşsiz tadı var Salçasız aş yapma dedikodu var Küçülme büyülme yenir bu yemek 
“Tatlı ye içme su yanarsa yansın Yağlı ye iç suyu donarsa donsun” Meşhur atasözü bir daha densin Dur sözümü bölme yenir bu yemek 
 
Sefil Selimî’ye süresiz sefa
Hak bereket versin bire bin defa Duası amini herkese şifa
Mutlu yaşa ölme yenir bu yemek 
 
21. (ALİ ) SULTAN (Ali Tozkoparan, 1947, Yıldızeli-Yusufoğlan köyü) 
İşte bizim madımak bu Gelin kızlar siz de yeyin Bu da bizim dal turşusu Gelin kızlar siz de yeyin 
Her çiçeğe konar arı Yapıyorlyar onlar balı Pilavımız tereyağlı Gelin kızlar siz de yeyin 
Gelin Kızlar Siz de Yeyin 
Sultan soğuk akar sular Bir de bizim keşimiz var Kazanlarda bulgur kaynar Gelin kızlar siz de yeyin 
 
22. TABİBÎ (Bekir Abay, 1928 Sivas-Tutmaç köyü) Doyan Değilim 
Dinle ev sahibi mertçe söyleyim Bulgur pilavını seven değilim İstersen yanında getir turşuyu Ogünde yalvarsan yiyen değilim 
Tavuğu hindiyi pek çok severim Pancarı ağzıma alır geverim Patatesi dış kapıdan kovarım Çünkü yemeklerden sayan değilim 
Bal pekmezi hiç getirme yanına Erişte yaramaz benim canıma Yumurtanın kaygananın önüme Beş gün de yalvarsan yiyen değilim 
 
Hele bir de gelsin akşamı görek Yanında bulunur mutlaka çörek Eğer olur ise baklava börek
Ne kadar da yesem doyan değilim 
 
Taşlarda ötüyor keklik Herkes topluyor evelik Sütten yapılır çökelik Gelin kızlar siz de yeyin 
Tarlalarda biter yemlik Dağlarda kokuyor kekik Kuzular tam oldu etlik Gelin kızlar siz de yeyin 
Ne boş olur hayalgâhın seyranı Tabib’in dizinde yoktur dermanı Boşa yapma boş çorbayı ayranı Akşam yakın kalkıp giden değilim 
 
Kaynaklar: 
Dr. Doğan KAYA Çınar, Ali Abbas, Halil İbrahim Sofrası, İstanbul, 2005. 
Geleneksel Türk Tatlıları Sempozyumu Bildirileri, Ankara, 1984. 
Gökyay, Orhan Şaik, “Kaygusuz Abdal’ın Sımatiyeleri”, Türk Folkloru, S. 13, Ağustos 1980 / S. 14, Eylül 1980. 
Güzel, Abdurrahman, Kaygusuz Abdal, Ankara, 1981. 
Halıcı, Feyzi, İkinci Milletlerarası Yemek Kongresi, Ankara, 1989. 
Halıcı, Feyzi, Halk Şairlerinden Yemek Destanları, Ankara, 1990. 
İvgin, Hayrettin, “Bazı Halk Şairlerinin Şiirlerinde Yemeklerimiz”, Türk Mutfağı Sempozyumu Bildirileri, Ankara, 1982. 
Karay, Refik Halit, Ago Paşanın Hatıraları, İstanbul, 1967.
Kaya, Doğan, “Sivaslı Âşıkların Yemek Destanları”, Prof. Dr. Saim Sakaoğlu’na Armağan, Konya, 2006. 
Kaya, Doğan, Sivas'ta Âşıklık Geleneği ve Âşık Ruhsatî, Sivas, l994. 
Kaya, Doğan, Halkbilim Araştırmaları, İstanbul, 2002. 
Koşay, Hamet Z[übeyr]- Akile Ülkücan, Anadolu Yemekleri ve Türk Mutfağı, Ankara, 1961. 
Kut, Turgut, Açıklamalı Yemek Kitapları bibliyografyası (Eski harfli Yazma ve Basma Eserler), Ankara, 1985.
 
Yurt İçinde Ve Yurt Dışında İhtiyac Duyan Kişi Ve Kurumlara;
Yiyecek ve içecek alanlarında restoran ve konaklama ve işletmelerine belirtilen konularda Osmanlı ve Türk mutfağı, Osmanlı saray mutfağı, Anadolu mutfağı, Akdeniz mutfağı, menü planlama, konsept belirleme, mesleki eğitim alanlarında uluslararası konumda has aşçıbaşı Ahmet Özdemir olarak;
 
Yiyecek ve içecek danışmanlığımutfak danışmanlığıişletmeci körlüğüYeni Restoran Açarken Nelere Dikkat Etmeliyim?, Kesin Başarı İçin Restoran Danışmanlığı Almalımıyım?, Menü DanışmanlığıRestoran Yönetimi, Şehrin En İyi Restoranlarına Nasıl Sahip Olabilirim?, Yeni Restoran Açmak İsteyenlerin En Çok Sorduğu Sorular?, Kalıcı Bir Restoran Sahibi Olabilmek İçin Dikkat !!! konularında mesleki eğitim ve danışmanlık hizmetleri vermekteyim. İlgili projeler için mesleki bilgilerime ihtiyac duyan kişi ve kurumlar Türkiye saati ile sabah 10:00 ila aksam 22:00 saatleri arasında tarafım ile İLETİŞİM bilgilerimden bağlantıya geçebilirler...
 
Türk Edebiyatında Yemek
Ali Abbas Çınar
 
Türk mutfağı, uygarlık içerisinde özel bir öneme sahiptir. Türklerin tarih boyunca farklı coğrafyalarda,  çeşitli devlet ve uygarlıklar kurmaları, değişik inanç sistemlerini kabul etmeleri, farklı toplum ve milletlerle bir arada yaşamaları ve yerleştikleri coğrafî bölgenin bitki örtüsünden yararlanarak yeni yemekler yapmaları mutfaklarının çeşitlilik göstermesinde önde gelen sebepler olmuştur. Hayvancılık, Türklerin tarihinin  başlangıçlarından beri dayandıkları, en önemli ekonomik temeldir. 
 
Buğday ise Türk ekonomisinin ikinci temelini oluşturur. Orta Asya Türklerinin gıdaları, buğday unu ile yoğrulmuş yağlı hamur işi, süt ve süt  mamullerinden, at ve koyun etinden, içkileri kısrak sütünden hazırlanmış Kımız'dan ibaretti. “Buğday, arpa gibi ekinlerin ekilip biçilmesi, onlardan, un, ekmek yapılması uygarlık alanında oldukça ileri bir aşamayı gösterir”. Dîvan-ü Lûgât-it Türk'te yer verilen yemek ve yiyecekler, Türklerin  çok eski tarihlerden beri buğday, arpa gibi ekinleri ekip biçtiklerini, bunlardan çeşitli ekmek,  tatlı ve içkiler yaptıklarını göstermektedir. 
 
Bu da değirmen, fırın, pişirmede kullanılan diğer kapların varlığını gündeme getirmekte, şehir hayatının gelişmişliğini göstermektedir. Şehirleşmenin olduğu yerde yemek kültürünün olmaması zaten mümkün değildir. Asya Türklerinin, hayvancılık yanında, büyük bir ziraat kültürüne sahip oldukları yabancı bilim adamlarınca da tespit edilmiştir.
 
Anadolu Türklerinin yemek kültürünü bu ortamdan tamamen soyutlamak doğru sonuçlar vermez. Türklerden önce Anadolu'da kurulmuş olan uygarlıkları öne sürerek “Anadolu'da böylesine eski bir tarım, bir yemek içmek geleneği  olduğuna göre bu uygarlık ürünlerinin Asya göçleriyle bağlantısı yoktur.” biçimindeki görüşü kabul etmek mümkün değildir. Yapılan araştırmalar, Türklerin, çok önceleri yerleşik düzene geçtiklerini göstermektedir. Üstelik, yemek kültürü insanlık tarihi kadar eskidir. 
 
Üretim tarzına ve coğrafyaya bağlı olarak, yemek ve yemek kültüründe değişmelerin olacağı muhakkaktır. Türklerin bazı boylarının göçebe hayatı tercih ettikleri bir gerçektir.  Ancak; bu hayat tarzının da, yerleşik hayatı benimseyen diğer boylar veya milletler kadar ritüelleri ve yemek kültürleri vardır. Divan-ü Lügat-it Türk'te yer verilen yemek ve yiyecek adları ve yapımlarıyla Anadolu'da günümüzde de var olmaları, Türklerdeki yemek ve yiyecek geleneğinin Divan-ü Lügat-it Türk'ün yazıldığı tarihten çok daha eskilere dayandığının göstergeleridir.
 
Halk Şiirinde Dile Getirilen Yemek, Yiyecek ve İçecek Dünyası
 
Ülkemizde, halk şairlerinin yemek ve yiyecek destanları üzerine bazı çalışmalar yapılmıştır. Ancak, yapılan çalışmaların çoğu ya derleme halinde ya da belirli bir şair ve onun şiirinin incelenmesi şeklindedir.
 
Yemek, yiyecek ve içecek destanları, sözlü kültür ortamı eseridir. Oysa, bu eserlerin sadece az bir bölümünde güldürü unsuru vardır ve bu da şairin varmak istediği esas amaç değildir. Şair, yemek tercihini belirtirken protestosunu, duygu ve dileklerini de yansıtmakta, güldürürken düşündürmekte, çoğu kez sunulan bu zengin sofrada; şair, nakil   veya  dinleyiciler, Âşık Veysel'in şiirinde belirttiği gibi, “hayal pilavı” yemektedir
 
Günümüzden geçmişe doğru gidildikçe,  bu tür  destanlarda, yemeklerle beraber  dinî veya tasavvufî unsurlara da  vurgu yapıldığı görülmektedir. Sofra; öteden beri kaynaşma, birlik, dostluk, mutluluk ve barışın ifadesi olmuştur. Sofra açmak; paylaşma ve birlikteliğin öteki adıdır. Tarihî  kaynaklarda, sofra tutmak; bir yere yerleşmek, orayı yurt edinmek anlamında kullanılmıştır. Sofraya, dolayısıyla yemek ve yiyeceğe  yüklenen bu anlam, meyvelerle ilgili olarak da inanç dünyasında  yerini almıştır:
 
Kırklar ceminde engür ezildi
Ezen de ezdiren de Ali’dir  Ali (Bosnevi)
Kırkların ezdiği engür suyundan
Bir sen iç sevdiğim bir de bana ver (Sefil Hüseyin)
 
Şiirlerde adı geçen peygamber,  inanç önderi, padişah veya kahramanlar şunlardır: Âdem (Hz Âdem),  Ali (Hz. Ali), Hacı Bektaş Veli, Hasan (Hz. Hasan), Hüseyin (Hz. Hüseyin), Havva (Hz. Havva),  Hızır (Hz. Hızır), İsa (Hz İsa), Lokman Hekim,  Muhammed (Hz Muhammed),  Murad Han,  Musa (Hz Musa),  Nuh Nebi (Hz. Nuh),  Rüstem (Zaloğlu Rüstem) Süfyan (Ebu Süfyan),  Süleyman (Hz. Süleyman).
 
Türklerin binlerce  yıllık yemek  ya da sofra  kültürü belirli davranış kalıplarının oluşum ve gelişimini de  doğurmuştur.Yemeğe besmele ile başlanması ve yemek sonunda, verdiği nimetlerden dolayı,  Tanrı'ya  dua edilmesi İslamiyet'ten sonra Türk kültür hayatı içerisinde yer almış davranış kalıplarındandır. Ancak bu davranışın Türklerin eski hayatlarındaki ritüellerden etkiler taşımış olabileceği de göz ardı edilmemelidir. Bu tür davranış kalıplarının destanlara da yansıdığı görülmektedir:
 
Besmeleyle başlar yemek
Verilür sofraya emek
Tazece pişer mercimek
Ya Hacı Bektaşı Veli (Korkusuz  Abdal)
Bismillahla edin niyet
Otlu peynir açar davet
Tandır paça cana kuvvet
Doslar gelin soframıza (Âşık Ahmet Poyrazoğlu)
Doyunca şükür ya Rab diyesin
Halil bereketi var soframızın (Feymanî)
 
Şair, şiirine girişte hayaline getirdiği yemekleri gerçekten yiyecekmiş gibi “Besmele” ile birlikte dile getirmekte ve şiirinin sonunda da Tanrı'ya şükredilmesi gerektiğini belirtmektedir.  Bu anlayış başka şairlerimizde de görülmektedir:
 
Şeref der ki soframız da var olsun
Hak yetirsin Yaradanım yâr olsun
Herkes çok çocukla beraber olsun
Allah’a şükredip doymak isterim (Âşık Şeref Taşlıova).
Bütün nimetleri saydım adıyla
Yemek kısmet olsun ağız tadıyla (Rüştü Büngül)
 
Yemeğin sonunda, özellikle  yas vb. belirli bir amaç için toplanılmışsa, dua edilmesi geleneği halk arasında yaygın bir davranış kalıbıdır ve bunun da sevap olduğuna inanılır.  Sofra sonunda   yapılan dualar manzumdur:
 
“Bismillahirrahmanirrahim
 
Bu sofra nur olsun
Gada bela dur olsun
Yiyene afiyet olsun
Gazanıp getirene beytullah nasip olsun
Daşa dökülmeye
Arta eksilmeye
Bu eve yoksulluk girmeye
Lillahil fatiha”
 
veya
 
“Allah Allah
Lokmalar kabul ola
Muratlar hasıl ola
Yiyene helal ola
Yedirene delil ola
Cennet taamı ola”
biçimindeki sözler bunun çok küçük örnekleridir.
 
Bir başka davranış kalıbı da tabağın dibinin sıyrılmasıdır. Bunun toplumsal ve ekonomik sebepleri vardır, dinî temellere de bağlanır. Tabaktaki yemeğin bitirilmesi, ziyan edilmemesi sünnet olarak değerlendirilir. Yemeğin yenilmeyip tabakta bırakılması günah sayılır.
 
Bir arada, topluluk halinde yemek yeme alışkanlığı da Türklerin özelliklerinden biridir. Bayram, düğün, ölüm v.b. özel günlerde (eskiden yuğ törenlerinde) toplu halde yemekler yenilmektedir. Şiirlerde hayatın bu gerçekliği de yer almaktadır:
 
Bir davet tertibi kurduk bir vakit
Onbeş kadar ehl-i irfanımız var
Hepimiz bir yere cem olduk amma
İçimizde çok yer yaranımız var (Âşık Nahifi)
Misafire aluçalı eşgili
Çoh mahbula geçtiğini büliyem  (Aleattin Sağ)
 
Destancı, destanına girişte, ya davranış kurallarıyla söze girer ya da çevresinde, yöresinde, ülkede bilinen yemekleri ifade eder,  en çok da kendi tercihini dile getirir. Yemeğe çorbalarla başlanması, daha sonra ana yemeklere geçilmesi, en sonunda ise tatlı yenilmesi,  çay ya da kahve içilmesi  genel bir kural olarak belirtilir. İlk dörtlüğünde
 
Yemeklerin tarifini edeyim
Allah’ın sayısız nimetine bak
Evvel ayran aşı gelir ortaya
Doldur kaşığını lezzetine bak (Âşık Murat Çobanoğlu)
diyen Âşık Murat Çobanoğlu, son dörtlüğünde ise Tanrı’ya, verdiklerinden ötürü şükretmektedir:
Murat Çobanoğlu söyledi destan
Baklava kadayıf son oldu  nişan
Bizlere bunları verdi Yaradan
Yüce Hakk’ın sonsuz kudretine bak (Âşık Murat Çobanoğlu)
 
Benzeri kültür birikimi başka şairlerimizde de vardır:
İlkin çorbalardan başlayıp söze
Birer birer tarif edeyim size
Misafir olmaya gelseniz bize
Sizin arzunuza uymak isterim (Âşık Şeref Taşlıova)
Türlü  nanı niğmet suyu yanında
Evvelâ sofrada aştı dediler (Âşık Murat Yıldız)
 
Çok meşhurdur bizim yemeklerimiz
Size adlarını saymak isterim
İnşallâh boş olmaz emeklerimiz
Hüneri sofraya koymak isterim (Âşık Şeref Taşlıova)
Kanmıyasın bol çeşidin kastına
Az yemeyi öğüt eyle dostuna
Kahve gelsin yemeklerin üstüne
İçen ahbaplara afiyet olsun (Şemsi Yastıman)
Poyrazoğlu kur sofrayı
Dua ile an Mevlâyı
Hazırdır semaver çayı
Dostlar gelin soframıza (Âşık Ahmet Poyrazoğlu)
 
Şairler, şiirlerinin başında çeşitli söz ustalıklarıyla dinleyicileri şiirde sunulan hayal dünyasının atmosferine hazırlamakta, onları bu dünya içerisinde dolaştırmaktadırlar. Bu masal  veya hikâyelerde görülen  tekerleme/girizgâhları andırmaktadır.  İşte birkaç örnek:
 
Yemeğin hayali geçti gönlümden
Bütün çeşitleri nur soframızın (Feymanî)
Takdir tecelliden erzak diledik
Vardık çar köşeyi devran eyledik
Bir mezat açıldı yemek içinde
Vardık ol mezatta cevlan eyledik (Bayburtlu Celalî)
Ya İlahi kapundan birkaç dilek dilerem
 
Hele şindüki sözüm cengüm var bogazile (KaygusuzAbdal)
Olur mürde iken yeniden ihya
Bağlar şükufesi olmaya peyda
Budur Kudretullah destan-ı meyva
Daim yoktan verir Yezdanımız var (Konyalı Şem’î,)
 
Şiirlerin sonunda kullanılan beyit ve dörtlüklerde ise, yine bazı anlatım türlerinde rastlanan tekniğe başvurulur; rüya alemine daldırılan dinleyici, uykudan uyandırılır, gerçeğe döndürülür:
 
Cümle kelam hep fani vefası yok dünyanın
Ey Kaygusuz fenaya aldanmagıl lağ ile (Kaygusuz)
Reyhanî’ye rüya görmüş diyerler
Haşıl yapar ortasını oyarlar
Sofranın sonuna pilav sayarlar
Bizim Erzurum’un hoş yemekleri (Âşık Reyhanî)
 
Mışıl mışıl uyurdu minderinde Mestan’ım
Tazelendi dertlerim burda bitsin destanım (İhsan Coşkun Atılcan)
Rençberlik dediğin helal nafaka
Gel Ruhsatî çöreği çek kırağa (Ruhsatî)
 
Bazı şairlerimiz yiyecek bulamamaktan, istediği yemeği yiyememekten dolayı konuya eleştirici bir tavırla yaklaşmaktadırlar:
 
Gönül kahvaltıyı irtikap eder
Üzerinde şeker kaymak bulunmaz
Elli gündür perhiz altmışa gider
Allâh'a şükür dedik doymak bulunmaz (Âşık Fahrî)
İhsan Coşkun bu bolluk destanlara sığar mı,
Al fileyi gir kuyruğa bak bakalım yağ var mı (İhsan Coşkun Atılcan)
Biraz unumuz olsa börek, çörek çok güzel
 
Yağ lazım, peynir lazım, nerde bulak müptezel (Âşık Reyhanî)
Âşık Ali Çatak askerde yediği yemeklerden şikayetçidir. Bu duygularla söylediği destanda,
Çatak'ın sözüne kimse gülmesin
İçimde sitemi deşmek isterim  (Âşık Ali Çatak)
 
diyerek intizarının sebebini dile getirir. Konyalı şair Muzaffer Hamit konuya ekonomik yeterlilik açısından bakmaktadır:
 
İstanbul'un nimeti Konya'dan çoktur
Şişkinse cüzdanın sana yok yoktur (Muzaffer Hamit).
 
Şairlerin eserlerinde kış günleri için hazırlanan yiyecekler de  ele alınır.  Erzurumlu şair İhsan Coşkun Atılcan’ın “Kilernâme” adını taşıyan eseri, konu hakkındaki en önemli destanlardandır.  Bu destanda, sadece kış için hazırlanan/kurutulan yiyecekler değil, bu yiyecekleri koruma, saklama ve kurutma yöntem ve yeri hakkında da değerli bilgiler verilmektedir. Buna göre uzun Erzurum kışı için hazırlanan yiyecekler kilerlerde depolanır.
 
Erişteler, sandıklarda; yüzlerce kiloluk un, tahta ambarlarda tutulur;  yeşil soğan, düğümlenmiş olmak kaydıyla, sırıklara asılır; cicil peynir tuluklara basılır; sarı yağ (tereyağı) eritilir, kazanlara konulur; yıldız kökü (yer elması), pürçikli (havuç), kartol (patates) ve  şalgam kuyuda  saklanır; kavurma ve kıyma tenekelere basılır;
 
çeşit çeşit turşular küplere konur; fasulyeler, torbalara  konulmak üzere  çivilere asılır;  lahanalar, kuyruğundan tutturulmak üzere tavanlara asılır, böylece yiyeceklerin bozulmaması; yeşil soğan, lahana, havuç, patates ve şalgamın taze kalması ve gövdesindeki suyun azalmaması sağlanır. Dikkati çeken en önemli nokta her yiyeceğin başka yöntemlerle  taze kalmasını veya bozulmamasını  sağlamaya yönelik uygulamaların varlığıdır.
 
Şiirlerde sağlıklı beslenmenin gereğine de değinilir. Aşırı yemek yemenin zararları belirtilir. Dikkat edilmesi gereken hususlar dile getirilerek öğütlerde bulunulur:
 
Kâmiller karnın fazla doyurmaz (Feymanî)
Tansiyonu düşen tuzlu ayran içer
Çünkü hayat yolu mideden geçer (Feymanî)
Çayı günde birkaç bardak içmeli
Fazlası hatadır tez vaz geçmeli
Her hususta kanaati seçmeli
İsrafta sinirler geçer isyana (Habil Sefilî)
 
Şairler; sabah, öğlen ve akşam öğünlerinde, özellikle yenmek  istenen yemekleri de şiirlerinde yansıtırlar. Kahvaltıda  en çok çorba ve  börek istenir.  Tatlının tercih edildiği de olur. Destanlarda 40’tan fazla  çorba adı geçmektedir: Ayran çorbası,  arap çorbası,  boşbaş aşı (bozbaşı/ boz aşı),  bulama/bulamaç,  çağla aşı,  döğme/dövme aşı,  düğü/düğürcük aşı,  düğün çorbası,  ekmek aşı,  erişte çorbası,  ezogelin çorbası,  hamit aşı,  helise (herise),  helim aş,  herle,   hörre aşı,  işkembe çorbası,  katıklı çorba,  kelle paça,  kenger aşı,  kesme çorbası,  kulak çorbası,  kurut aşı,  makarna çorbası,  maş çorbası,  paça çorba,  papara,  patates çorbası,  peskütan çorbası,   pirpirim /pürpürüm aşı,  pitpit / pitpiti  aşı,  sütlü çorba,   tarhana çorbası,  tavuk çorbası,  tırşık çorbası,  toyga çorbası, tutmaç aşı,  un çorbası,  yarma aşı,  yayla çorba,  yüzük çorbası.
 
Bunlardan bazıları birbirinin benzeri gibi görünüyorsa da pişirilme ve katkı malzemeleri bakımından yöreden yöreye farklılık göstermektedir. Bütün bunlar çorbalara olan eğilimi göstermektedir. Terbiye edilmiş, sirke ve sarmısak konulmuş paça, sevilen çorbaların başında gelmektedir. İşkembe çorbasının adı,  paçaya göre daha az  geçmekte, bazen olumsuz tercih bile almaktadır. Tahıla dayalı çorbalardan tarhana ve döğme çorbası çok sevilmektedir. Bunlardan tarhananın sevilmediği de olur. Halk şairlerinin büyük bölümünün köylü olması, yapılan tercihin en büyük sebebi olarak görülmektedir:
 
Evvela yürüttük baştan çorbayı
Sarımsakla terbiye olmuş paçayı  (Konyalı Şerife Soykan,)
Sabahleyin çorba mideyi bozmaz (Feymanî)
Sabah kahvaltısı bir tepsi börek (Âşık Figanî)
Kadayıf kahvaltı kaz da öğlene (Ruhsatî)
 
Sabah kahvaltısında börek yeme alışkanlığı, günümüzde, şehirlerimizde pastahanelerde yerini almış bulunmaktadır. Çorba ve tatlı alışkanlığı da devam etmektedir
 
Destanlarda  tercih edilen yemek ve yiyeceklerle birlikte, yemek yapımını açıklayıcı tanımlara da rastlıyoruz. Konyalı  Şerife Soykan, kadın olmasının da etkisiyle yemek yapımını şiirinde iyi işleyen şairlerdendir. Mızarlı Mehmet, Âşık Ali Çatak da eserlerinde bunu başarılı bir biçimde yansıtır. Yemek tarifleri verilirken Türk insanının damak zevki, tatlandırıcılara olan düşkünlüğü de açık bir şekilde belirtilir:
 
Katmeri ince aç yağın sakınma
Sakın ona haşhaş yağı kullanma (Konyalı Şerife Soykan,)
İnce etten olur hem de çullama (Konyalı Şerife Soykan,)
Domatesle pişirmeli bamyayı  (Konyalı Şerife Soykan,)
Bismillahla kenarından tutarsan
Baharatın yeterince atarsan
İçine cevizle fıstık katarsan
O içli köftemiz ne de hoş olur (Âşık Mehmet Yılmaz)
Nohutları önce suya yayarlar
Zencefille sarı kökü  döverler
Koyun etiyle sofraya koyarlar
Yiyende bozbaşın kısmeti güzel  (Âşık Erzade Kapan)
Haşıl yarıma ile pişer durulur
Kenara kurut ortaya yağ vurulur (Âşık Şeref Taşlıova)
Ramazan bayramı gelsin de hele
Pirinci ince döv güzel yuvala
Taraklıktan eti geçerse ele
Sen bizim Antep’in köşesine bak (Âşık Mehmet Yılmaz)
Hingeli et ile haşlarlar suda
Ne hoş olur amma yağlı hasude (Âşik Ali Rahmanî)
Göğnün neşe alıyor bunları söylemekten
Ah bir çorba olaydı soğanlı mercimekten (Aşık Reyhanî)
Şu beş baharattır bizce muteber
Çemen, tarçın, kimyon, sarımsak, biber
Lokman’ın  ruhundan getirir  haber
Eti, tuzu cemi tümü pastırma
Bunlar macun olur kıvama girer
Usta bunu etin yüzüne sürer
Satışa arz olur kıymete erer
 
Dilde destan olur gezer pastırma (Âşık Ali Çatak)
Etli hangel sarımsağı bol olsun
Üstüne de koyun yoğurdu gelsin (Âşık Şeref Taşlıova)
Soğanlı biberli reyhanlı dolma (Bayburtlu Celalî)
 
Yemeği ya da yiyeceği tercih etme imkanı bulan şair, konuya sadece “karın doyurma” açısından yaklaşmamakta, damak zevkine uygun olanları seçmektedir. Bir yemeğin olması, yanında zevkle yenilebilecek diğer yemekleri çağrıştırmaktadır.
 
Bir arada tercih edilen yemek ya da yiyeceklere bakılacak olursa bunların da kültürel bir davranış kalıbı halini aldıkları anlaşılacaktır. Bu tercih sadece şairin birey olarak tercihi değildir. Şair, doğup büyüdüğü kültürün sözcüsü durumundadır. Pilav ile hoşaf, fasulye ile turşu, makarna ile yoğurt vb. bir arada tercih edilir:
 
Ispanağı yoğurt ile katmalı (Âşık Fahrî)
Boğaçayla kebap gelse yanıma (Âşık Figanî)
Her gün çıkarsalar pirinç pilavı
Sakının hoşafsız olmasın yanı (Aşık Ali Çatak)
Bize bin mut pirinç virse Murad Han
Dahı on bin koyun bile yemeğe (Kaygusuz)
Temiz temiz yoğurt şifa sayılır
Yanında yakışır yağlı makarna (Habil Sefilî)
Sıralansa yemeklerin alayı
Bulgur pilavıdır başı yemeğin (Âşık Ali İlhami)
Etli patatesli sulu yemekler
Bulgur pilavını yanına ekler
Hoşaf da olursa daha kim bekler
Ben yerken sen konuş ülfetine bak (Âşık Murat Çobanoğlu)
Ağır olur lahanın dolması
Midenin ilâcı et haşlaması
Eğer yanındaysa onun babası
Sütlü aşını ye rahmetine bak (Âşık Murat Çobanoğlu)
 
Bazı yemek veya yiyecekler;  yer, boy ya da millet adına bağlı olarak ünlenmişlerdir. Pek çok  destanda bunun örnekleri görülür. Bunlar, Âşık Veysel'in şiirinde  de örneklerini bulur. Şiirde geçen Amasya elması, Erzurum kaymağı, Dörtyol portakalı, İzmir kuşüzümü, Konya buğdayı, Trabzon fındığı vb. yemek ve yiyecekler, bir bakıma, belirtilen yer adlarıyla da özdeşleşmişlerdir.
 
Günümüz halk şairlerinden Halil Karabulut’un destanında da Kayseri sucuğu/pastırması, Malatya kaysısı, Ordu/Giresun fındığı, Amasya elması, Rize çayı, Antep/Maraş pekmezinin adı özellikle belirtilmektedir. (Âşık Halil Karabulut, Halıcı 1990: 73-74) Âşık Yener’in eserinde; Erzurum çeçil peyniri, Tortum pestili, Tekman loru, İspir dutu, Maraş dondurması, Mersin üzümü, Andırın balı, Tortum şiş kebabı v.b. Türkiye veya bölgesindeki ünlü yemek ve yiyecekleri belirtmek yanında, aynı destanda, Türkiye coğrafyası dışına da çıkmakta, bunların Türkiye dışındaki örneklerini vermektedir:
 
Ravan meyvesi, Ahıska elması, Gence narı, Mekke/Medine hurması, Yemen kahvesi. (Âşık Yener, Halıcı 1990: 31-33) Ramazanname’de de benzeri yemek veya yiyeceklerin adları görülür. Bunların başında; Girit/Kuşadası balı, Antep pekmezi, Sakız limonu/turuncu, Dimyat pirinci, Şam kaysısı, Amasya eriği, Ayasofya çöreği, Çorlu kaşkavalı yer alır. (Çelebioğlu, Ramazanname: 51-52) Yer adına bağlı olarak dile getirilen bir başka şiir Konyalı Muzaffer Hamit'indir. (Evren 1953: 671-672) Şair, 1927 yılında yazdığı bu şiirde, İstanbul'un yer adlarıyla ünlü tatlıcı ve börekçilerini belirtmektedir. Diğer şiirlerde de yer adına izafe edilerek dile getirilen ünlü yiyeceklerden söz edildiği de olur:
 
Buhara pilavı bir başka nimet    (Muzaffer Hamit)
Kayseri pastırması nam cihana   (Âşık Hüseyin)
Vakıftır Aydın'ın kür kestanesi    (Muharrem Usta)
Mısır horozunun her yanı yağlı   (Âşık Figanî)
 
Destanlardan, ana yiyecek maddesinin tahıl olduğu anlaşılmaktadır. Ekmek ve türleri ile hamur işlerine eğilim oldukça fazladır. Bunda tarıma dayalı ekonomik yapının etkisi vardır. Şiirlerde geçen açma, bazlama, bişi, börek (fincan böreği,  puf  böreği,  su böreği,  tatar böreği), çörek, ekmek (buğday ekmeği,  dürüm,  fetir,  francala ekmeği,  kıtırık ekmek,  küt/künt ekmek,  lavaş ekmeği,  mısır/darı ekmeği,  patates ekmeği, yufka ekmek, somun ekmeği),  gevrek,  kaçamak,  kete,  kirde, lahmacun, pide, pişi/bişi, poğaça, sıkma,  yağlama vb. tahıl ürünleri, ekmeğin Türk beslenme sisteminin en önde gelen yiyecek maddesi olduğunu göstermektedir. Şairler, ekmeksiz bir sofrayı düşünmezler:
 
Yumuşak somun olmayınca başlamam (Konyalı Şerife Soykan)
Elma emruda kim bakar
İlla somun olsa somun (Kaygusuz, Gökyay)
Mahalleye girerken taze ekmek kokardı
Ah o lavaş ekmekler ne ekmekler vardı
Anam yastık yüzünden yapar idi rapata
Küt, düşük, kıtırige koparırdık şamata (Âşık Reyhanî)
 
Hamur işi olarak bilinen babuko, düğürcük, erişte, haşıl, hıngel/hengel, keşkek, makarna, mantı, tutmaç, babuko, herise vb.  yemeklere şiirlerde sıkça değinilmesi Türk insanının hamur işi yemeklere tercihini gösteriyor. Ancak bu yemekler tercih edildiğinde de bazı özellikler aranıyor:
 
Eğer südü biraz bolca olursa
Haşılın derdinden deli olıyam (Alealtin Sağ)
 
Destanlarda onlarca pilav adı geçmektedir: Acem pilavı, baca pilavı, Buhara pilavı, bulgur pilavı, erişte pilavı, etli pilav, firik pilavı, makarna pilavı, meyhane pilavı, Özbek pilavı, pirinç pilavı. Öncelikle tercih edilen pilavların başında pirinç pilavı yer alır. Bulgur pilavının adı, pirinç pilavına göre daha az geçmektedir. Pirinç zenginliğin, bulgur fakirliğin ifadesi olarak nitelendirilmektedir. Pirinç pilavından söz edilirken abartmalı söyleyişlere de girilmekte, genelde dağa benzetilmektedir. Pilavın yanında hoşaf ya da et olması tercih sebebidir:
 
Etli pilav başımın tacı (Aşik Ömrî,)
Pilavdır dinin direği (Çelebioğlu)
Pirinç pilavına sabrım zayıfdur
Gaşuhlu gaşuhsuz heman dalıyam (Aleattin Sağ)
 
Ziron (siron, silor, sireron), kaygana, kuymak, fasulye ve nohut tercih edilen diğer yemeklerdir. Fasulye ve patates yemekleri olumlu olduğu gibi, olumsuz da tercih edilmektedirler. Tercih edilmeyen yemeklerin başında; harşo, kelecoş, bulamaç ve papara gelmektedir. “Papara yemek” deyiminin sevilmeyen bu yemekten dolayı ortaya çıktığı anlaşılmaktadır:
 
Sevilmeyen varsa o da papara
Görünce içerim hep olur yara (Âşık Ali Çatak)
 
Destanlarda, hamur işi yemeklerden de fazla et ve etli yemekler yer almaktadır. Et ve ete dayalı yemekler şairlerin sofrada olmazsa olmaz ana besin kaynağıdır. Kuzu, keçi, güvercin, piliç ve kaz eti en çok tercih edilendir. Bunlardan yapılan kebaplar, kızartmalar, dolmalar Türklerin bugün olduğu gibi geçmiş kültürlerinin de izlerini taşımaktadır. Kebapların yaygınlığı, et ve etli yemeklere olan eğilimin yoğunluğu ekonomik olduğu kadar,  kültürel mirasın göstergesidir.
 
Büryan kebabı, orman kebabı, şiş kebabı, balık, bıldırcın kebabı, güvercin ve piliç kızartma, tavuk dolması, köfte, rosto, et yahni, haşlama ve diğer et ya da etli yemekler tercih edilenlerin başında gelir. Et ve et yemeklerinin bütünü sevilmektedir.
 
Bunlardan; azman eti, bıldırcın eti, buzağı eti, culluk (hindi) göğsü, çebiş eti, dana eti, deve eti, erkeç eti, et haşlaması, et sote, filik eti, hindi eti, horoz eti, kaz eti, keklik eti, kurumuş et, kıyma, koç eti, koyun eti , kuşbaşı, kuzu eti, malak eti, muğal eti, oğlak eti, ördek eti, piliç eti, tavuk eti, tavşan eti, toka eti, turac eti; biftek, bonfile, bozartma, büryan, çerkez tavuğu, çevirme, çoban kavurma, doğrama,  döner, güveç, haşlama,  ızgara, iskender, kapama, kavurma,  kıymalı soğan, koç yumurtası, kuşbaşı, kuşgömü, pastırma, pirzola, rosto, sakatat (böbrek,  ciğer,  koyun başı,  kuzu başı/ kellesi,  yürek), sucuk,  süğleme,  sümüt; etli kebap, ızgara ve kızartmalardan; Adana kebap, bıldırcın kebabı, büryan kebap, cağırtlak kebabı, ciğer ızgara, çömlek tava, domates kebabı, güvercin  kebabı, keme kebabi, kuzu kebap, kül kebabı, orman kebabı, patlıcan kebabı, patlıcan tava, sac kebap, sebzeli kebap , sivas kebabı , soğan kebabı, süğleme, şiş kebap, tas kebap, testi kebabı, kızartma, güvercin kızartma, tavuk kızartma, keklik kızartma, kuzu kızartma vb. destanlarda adı geçen et ve etli yemeklerin varlığı ve tercihteki şiddetli arzu, ona olan ilginin en açık göstergesidir.
 
Balıklardan; hamsi, istavrit,   ispari,   izmarit,   kadırga,   kalkan,    kefal,    kılıç,    lapina,    levrek,    lüfer,    mercan,    orkünoz,    palamut,    sardalya,    tekir,    timsah,    torik,    uskumru,    uskuru,    zargana balığının adı geçmektedir. Adı geçen balık yemekleri şunlardır: balık buğulama,   balık ızgara,   balık kapama,   balık tava,   dülger,   hamsi (bulgurlu/ pilavlı, içli tava, kiremit kebabı, közde kebap, lazut pideli,  papaz yahnisi, pilakide kızartma, salamura, sebzeli kaygana, soğanlı,  suda haşlama, yağda kızartma, yumurta tavası). Balıklar içinde hamsinin on üç değişik şeklinden bahsedilmesi, ona olan ilginin de ifadesidir.
 
Sofranın vazgeçilmezleri arasında köfteler de yer alır: bulgur köfte,  çiğ köfte,  ekşili köfte,  fırın köfte,  içli köfte,  kadınbudu köfte,  kıymalı köfte,  maltıhalı köfte,  mercimek köfte,  sulu köfte,  süzek köftesi,  şiş köfte,  topaçlı köfte,  yağlı köfte,  yuvarlama. Dikkat edilecek olursa köftelerin çoğunun ana katkı maddesi yine ettir.
 
Sofraların vazgeçilmezleri arasında dolmalar da yer almaktadır: acur dolması,  ayva dolması,  bıldırcın dolması,  biber dolma,  domates dolma, elma dolması,  kabak dolması,  kuzu dolması,  lahana dolması (lahana sarması),  lor dolması,  mumbar dolması,  patlıcan dolması,  soğan dolması,  tavuk dolması,  yaprak dolması (yaprak sarması).
 
Anadolu'nun coğrafik yapısı ve bu yapıya bağlı olarak değişen iklim şartları bitki örtüsünün de zenginliğini getirmektedir. Tabiatta değişik türde bitkinin yetişmesi bunlardan en iyi şekilde yararlanma imkanını doğurmaktadır. Buna paralel olarak yetiştirilen çeşitli sebzeler, sebze yemeklerinin çeşitliliğini artırmaktadır. Bu coğrafi zenginliğe rağmen şairlerimiz sebze yemeklerini tahıl ve et yemeklerine oranla daha az tercih etmektedirler. Bu durum, Doğu ve İç Anadolu Bölgesi'nde doğup büyüyen şairlerimizin şiirlerinde  daha  da belirginleşmektedir.
 
Tercih edilen sebze yemeklerinin başında; yaprak, lahana ve ayva dolması, yeşil fasulye, patlıcan, mıhla, börülce, bakla, bezelye, çiriş, enginar, ıspanak, kereviz, kabak, pancar, pırasa, karnıbahar vb. yemekler gelir. Bu yemeklerin bir çoğunun etli olması özellikle tercih sebebidir. Sivaslı Ruhsatî ve Bayburtlu Celalî; kabak, karnıbahar, lahana, pancar, pırasa ve bamyayı tercih ederler. Şair, tanıdık bildiği yemeği tercih etmekte, şiirinde onu yansıtmaktadır.
 
Bu tercihte, coğrafi şartların, bitki örtüsünün payı var. Destanda adı geçen bazı sebze yemekleri şunlardır: bakla, bamya (bamiye), barbunya, bezelye, biber, börülce/bürüce, borani, çiriş, devetabanı, domates,   enginar, evelik, enginar, fasulye, göbelek ıspanak,  imambayıldı, kabak, kapuska, karnıbahar/karbenet, karnıyarık, kereviz, kuskus, kuzukulak,  lahana/kelem, lobiya, loglaz, madımak (madımalak), mantar, kızartma, marul, menemen (melemen/mıhla/mıhlama), musakka, nohut, pancar, patates (kartol), patlıcan (baldırcan/badılcan/balcan), pezik, pırasa, sebze kurutma, şalgam,  tırşık,  tirit, türlü, kartol yahnisi, nohut yahnisi, pancar yahni vb.
 
Domates, biber, soğan, sarmısak, tuz, tere, salça, sirke gibi tatlandırıcılar; yemeklerin yanında salata olarak sunulan çeşniler ve çeşitli ek besinler de şairlerin dünyasında yer alır: beyin sote,  cacık, çemen, çörekotu, dereotu, et suyu, havyar, hedik, ısırgan, karabiber, karanfil, kavurga, kaymak, kekik, kısır, kızıl/kırmızı biber, kişmiş, kimyon, küncü, maydanoz, nane, pestil, peynir/pendir (avuz, çeçil peynir, civil peyniri,  çökelek,  kaşar,  küp peyniri, lor,  otlu peynir),  pilaki,  piyaz,  reyhan,  salça,  salata,  marul salatası,  turp salatası,  yumurta salatası,  yeşil salata,  sarı kök,  sarımsak,  semizotu,  tere,  sirke,  soğan,  sumak,  tarçın,  turşu (biber turşusu,  lahana turşusu),  tuz,  yağ  (haşhaş yağı,  zeytin yağı,  kaymak yağı,  tere yağı),  yoğurt,  zencefil,  zeytin vb.
 
Şairler; tatlandırıcı veya ek besine olan ilgisini şiirlerinde iyice belirginleştirir:
Köfteye yahuşur soğanın özü (Aleattin Sağ)
Yarpah dolmasına soğan keyifdür (Aleattin Sağ)
Şu beş baharattır bizce muteber
Çemen, tarçın, kimyon, sarımsak, biber (Âşık Ali Çatak)
Kaynatırız hevlücan, acı kök ve karanfil (Âşık Reyhanî,)
 
Soğan ve domates; et ve sebze yemeklerinde kullanılan tatlandırıcıların en çok tercih edilenidir. Yemeklerin, daha çok çorbaların, ekşili, sarmısaklı olması istenir. Yemeklerin yanında salata da olursa sofranın zenginleşeceği düşünülür.
 
 “Tatlı ve tatlılarımızın adının geçmediği bir konu beddualardır. Sanırız bu da konunun tatsızlığından kaynaklanmaktadır.”. Tatlıların beslenmede, zevk unsuru olarak, insana itibar kazandırmada, toplumsal yaşantıda fonksiyonu olan bir yiyecek olduğu bilinmektedir. Tat alma duyusu içinde “tatlı, ekşi, tuzlu ve acı olmak üzere dört esas tat algılanır.” .
 
Şiirlerde; ete, tahıla ve sebzeye dayalı yemeklerde olduğu kadar, tatlılarda da tereyağının tercih edildiği anlaşılmaktadır. Bu, Türk mutfağının karakteristik yapısını yansıtmaktadır. Bunun yanında; yoğurt, süt, kaymak, yumurta  v.b. hayvansal besinlere olan eğilim Türk mutfak kültürünün bir özelliğidir. Yemeklerde, tereyağı dışındaki yağların adının çok az geçmesi de şairlerin yaşadıkları bölge ve üretim tarzıyla doğrudan ilgilidir. Yemekler, genellikle yağlı olarak sevilir. Bu tercihin  kökendeki yapıyla bağı vardır. Dünyaya, kelime olarak da yayılan kültür unsurlarımızdan  biri de yoğurttur. Şiirlerde yoğurt ve buna bağlı olarak ayran sık sık geçmektedir. Ayran hakkında birçok şiirin bulunması eğilimin derecesini gösteriyor.
 
Şiirlerde kuru yemişlere de yer verilmiştir: badem içi, ceviz/koz, dut, fındık,  fıstık,  hurma, iğde, incir,  kestane, kişmiş, leblebi.
 
Meyvelerin, sağlıklı beslenme, manevi doygunluk ve estetik açılarından sofraların vaz geçilmez unsurlarından oldukları bir gerçektir. Konyalı Şem'îve Ispartalı Seyranî'nin konu hakkında değerli  eserleri  bulunmaktadır. Diğer şiirlerin bir bölümünde de konu hakkındaki tercihler belirtilmiştir. Üzüm, kaysı, kavun vb. tek meyveyi esas alan destanlar da vardır. Destanlarda;  acur, ahlat, armut, ayva, çağla, çiğdem, çilek, elma, erik, havuç, hıyar, hurma, karamuk, karpuz, kavun/divlek(hatunsaray, kaçak ömer, takkeli dağ), kaysı (çöloğlu, hacıhaliloğlu, hacıkızı, hasanbeyi, hüdayi, soğanoğlu, şekerpare), kızılcık, kiraz, koruk, kuşburnu, limon, mandalina, mısır, muşmula, muz, nar, palamut, portakal, şalgam, şeftali, turp, turunç, üzüm/engür (altıntas, azezi, beyüzüm, çavuş üzümü, dimnit üzümü, dökülgen, hora, horoz yüreği, hönüsü, kabarcık, karalık , ekşi kara, köfü kara, tosbağa karası, yörük kara, kızıl üzüm, kumla, kuş üzümü, künefi, misket üzümü, muslubey, nebide, övez, parmak üzümü, şam üzümü, sari besni, şehbaz, tilki üzümü / tilki kuyruğu, yerli üzümü), vişne, yemlik, yer elması/ yıldızkökü, zerdali vb. meyvelere yer verilir.
 
Günümüzde; yemeklerin hazırlanma/pişirilme yeri mutfaktır. Buzdolabında saklanan yemek ve yiyecekler tazeliğinden bir şey kaybetmemektedir. Geçmiş dönemlerde bu; kiler, kuyu, sandık, ambar vb. mekanlarda ve değişik koruma, kurutma yöntemleriyle sağlanmıştır. Destanlarda; kültür hayatının geçmiş yüzyılları ile günümüzde  yer alan yemek, yiyecek, içecek, meyve ve sebzelere ilişkin koruma, saklama, tartı, hazırlama veya pişirme vb. araç ve  gereçlerinin önemli bir bölümünün adı geçmektedir: arıstah, aşsüzen, ambar, bardak, barkaç, batman,  bıçak, bohça, cağ, cendere, cer, çanak, çatal, çengel, çerağ, çini,  çomak, çömlek, çuval, demlik, fıçı, fincan, guşhana, güveç, haranı/harar, havan/hevenk, kalbur, kap, kasa,  kaşık/gaşuh, kavanoz, kazan, kalye, kile, kepçe, kersen, kıyye, kiler, kovan, köfün/köfüm, körük, kunduru, kuşkana, kuyu, külek, küp, lenger, mangal, masa, maşa, mut, mutfak, necer, ocak, okka, oklava, olta, ölçek, peşdamal, rapata, sac, sahan, semaver, sepet, sırık, sini, sitahan, şişe, sofra, tabak, tandır/ tennur, taraklık, tas, tava, tekne, tencere/tancara,  teneke, tepsi, terazi, tuluk, yayık.
 
Yine bu destanlarda, sadece hazırlanan/pişirililen yemek, yiyecek veya içeceklerin değil, onları hazırlayan, pişiren veya satan meslek sahiplerinin de adına rastlarız: aşçı, aşçıbaşı, çırak, fırıncı, helvacı, kahveci,  kasap, manav, muhallebici, ocakçı, paçacı, sütçü, şekerci, tatlıcı, tütüncü, usta, yemişçi vb. bunların başlıcalarıdır.
 
Fıkralar:
 
Türk edebiyatının yemek kültürüyle ilgili kısımları arasında fıkralar da özel bir yer oluştururlar. Halkın yemek ve mutfak kültürüne ince esprilerle yaklaştığı bu anlatı türüne yüzlerce örnek bulunmaktadır.  Bunlardan birkaçını buraya veriyoruz.
 
Helvacı: Bir divane yalın, aç, bir habbeye muhtaç Bağdad şehrinde gezerken bir helvacı dükkanını badem helvası, ketenli helva, muhtelif tatlılar, halkalı ve kıvrımlı şekerler, börekler ve helvadan çöreklerle bezenmiş çeşit çeşit helvalarla süslenmiş, görür. Dayanamayıp içeri girer ve helvacıya: “Hey bilgili usta, aferin süsüne, sanatına ve maharetine! Allah mübarek etsin. Bunlar ne nazik lokmalar ve ne şirin yiyecekler,” deyip başını önüne eğerek helvadan yemeğe başlar.
 
Helvacı bakar ki, divane dükkanın kenarına oturur gitmez. Ve kendisine tatlı sözle, ha deyinceye kadar helvanın bir yanını götürür, insaf etmez. Helvacı: “Hey divane-i bigane, yeter söylediğin efsane, bir nice dinarlık helva yedin bahasını ver, kalanına ondan sonra gir!”
 
Helvacının sözü divanenin kulağına girmeyip, kendi aleminde, işine devam eder. Helvacı divaneye söz kar etmediğini ve divanenin tutumuna helva yetmediğini görünce eline bir sopa alıp divaneye birkaç kere vurur.
 
Divane başını kaldırıp: “Bu Bağdad ne büyük ve ne hoş şehirdir. İnsana zorla, döğe döğe helva yedirirler. Çare nedir, ne diyelim? Bari ölünceye dek yiyelim.”
 
Lami Çelebi , Latifeler
 
Mıgır'ın Dükkanı: Çarşıkapısında, Kılıççılar içinde, bir zamanlar Mıgır adında meşhur bir aşçı vardı. Gayet aksi ve titiz bir adamdı. Yemeklerine bahane bulan müşterilerini tersler, onların ettikleri sonu gelmez alaylara kızar, bütün bunlara rağmen ufacık dükkanı onu sevenlerle dolar boşalırdı.
 
Mıgır her müşterinin ayrı ayrı zevklerini bilir, kendilerine lâyık gördüğü yemekleri eliyle hazırlar, yollardı. Bazan, garson yanılır, birine mahsus yemeği ötekinin önüne koydu mu, Mıgır ifrit kesilir, haykırırdı:
 
“O enayiye değil! O ne ağnar böyle şeyden? Öteki armut suratlıya götür! Yesin de ağzı yemek görsün barim!”Bir gün Torik Necmi oraya yemek yemeğe girmişti. Garson önüne bir tavuk kızartması koymasiyle beraber, öteden Mıgır fırladı:
 
“Kaldır o tavuğu ondan! O herifte tavuk yiyecek sıfat vardır?”
Torik birdenbire kalktı. Mıgır’ın karşısına öfkeli imiş gibi dikildi ve kükredi:
“Ulan! Beğenmedin mi suratımı?”
Mıgır önce hafiften bir afalladı. Sonra kendini çarçabuk toplayıp, sakin sakin sordu:
 
“Bana bak! Sen buraa sıfat seçtirmeğe geldin, yoksam yemek yemeğe? Çok laf etme, yerinde otur. Burası aşçı Mıgır’ın dükkanıdır. Atpazarı değil. Ağnadın?”
 
Mehmet Zeki Pakalın, Tarihe Mal Olmuş Fıkralar, 1946
 
Bekir Mustafa: Bir gün Bekri Mustafa ile tebdil gezen Dördüncü Murat ve veziri aynı kayıkta üstüdar’a geçiyorlardı. Havanın güzelliği, denizin safası Bekriyi keyiflendirdi. Daima beraberinde taşıdığı şişeyi çıkarıp bir maşraba dolusu içti. Sonra bir maşraba da yanındakilere ikram etmek istedi. Onlar reddecek olmuşlarsa da Bekri’nin ısrarına dayanamıyarak içtiler. Bir ikinci, sonra da bir üçüncü maşraba gelince vezir kendini tutamayarak:
 
“Karşındaki kimdir biliyor musun?” dedi.
Bekri Mustafa sükûnetle cevap verdi:
“Kim olacak benim gibi Allah’ın bir kulu.”
Vezirin sesinin perdesi yükseldi:
“Karşındaki Allahın şevketmaap kulu, Sultan Murat hazretleridir. Ben de veziriyim.”
Bu sözler Bekri Mustafa’yı hiç telâşa düşürmedi. Bir kahkaha attıktan sonra aynı sükûnetle:
 
“Olur şey değil yahu, dedi, herifler iki maşraba içince biri Padişah, öteki vezir oldu. Üçüncü maşrabayı dikselerdi biri Allahlığını, öteki de peygamberliğini iddia edecek!”
 
Mehmet Zeki Pakalın, Tarihe Mal Olmuş Fıkralar, 1946
 
Atasözleri
Aç’ı söyletme, tok’u kımıldatma
Aferin sana, höşmerim bana
Ağız yerse, yüz utanır
Akşama az ye, er’e (sahura) kaz ye
Akşam baktım südünen güllaç, sabah baktım senin de karnın aç, benim de karnım aç
Ana besler hurma ile., eloğlu besler yarma ile
Armudu sapı ile, üzümü çöpü ile y
Azıcık aşım, kaygısız başım
Bilmediğin aş, ya karın ağrıtır, ya baş
Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar
Çok yeme, ağzından teper
Dilini tut, yahniyi yut
Et geldi arık deme, üzüm geldi koruk deme
Patates aşı tez pişer
Karabiber karadır ama beyler önüne çıkar
Karı tuz der, içerim cız eder
Karı var arpa ununu aş eder; karı var buğday ununu keş eder
Karı var çam kabuğunu aş yapar, kan var dilber taamı iş yapar
Karnım acıktı neyniyen katık, uykum geldi neyniyen yastık
Kaz gelecek yerden, tavuk esirgenmez
 
Kız boğazı, kaz boğazı
Mecliste dilin, sofrada elin kısa çıksın
Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer
Nerde börek, orda gerek
Otu kekik, eti keklik olan köyünen oturup kalkma
Otu saz, eti kaz olan köyünen oturup kalkma
Ölü gözünden yaş, imam evinden aş çıkmaz
Sabah aşı, akşam aşı, delirmiş karının başı
Tok, acın halinden anlamaz
Köylü ne bilir havyarı, lık lık içer ayran’
 
Unun varsa günün de var
Yağını buldum, ununu bulamadım, ununu buldum, gününü bulamadım
Ye tatlıyı çıkar atlıyı, ye ekşiyi çıkar ayşeyi
Yoklukta bal ekmeğin katığıdır
Zenginin ekmeği yenmez, derdi de ellere denmez
Hamur aşı, uluk işi
Altıdan atar, gölgeye yatar
Kaldır kaşı, yiyeyim aşını
Yersen yıkılırsın, yeme yıkılırsın
Anaları daş yesin, yarımşardan beş yesin
 
Balmahmut’un balığı, Garipçe’nin alığı
On kişiye bir yufka, bayıldık tıka tıka
Tıngır elek, tıngır saç, elim hamur, karnım aç
Ben yedim Allah artırsın, sofrayı kuran kaldırsın.
Düğün evinde deve var, garnın acıkırsa eve var
Hamsin’de balık, zemheri’de tavuk
 
Deyimler
 
Acı soğan, kuru yavan
Aş pişmiş, kaşık dayanmış
Dere boğazında kavga var
Ekmek elden, su gölden
Eli hamur, karnı aç
Eli elekte, sacı ocakta kalmak
Et geldi artık yeme, üzüm geldi koruk deme
Yediğim aş değil, giydiğim kumaş değil
Yediğin arpa kepeği mi?
Ağız tadı
Kendini fasulye gibi nimetten saymak
Etliydin hani etin, güzeldin, hani nurun?
Kabak, ye de tadına bak
Ye kabağı, saha göbeği
Yesem kebabı, verin hesabı /Yemedim ki kebabı, verem cevabı
Ülvan da çok, filcan da çok/Ama akşama yiyecek yok!
Akşama yedim etmen güllaç/Sabaha baktım senin de karnın aç benim de karnım aç.

 

 



Restoran Danışmanlığı Menü Danışmanlığı Gastronomi Danışmanlığı Mutfak Danışmanlığı Restoran Nasıl Açılır Yiyecek Ve İçecek Danışmanlığı Konsept Danışmanlığı