Sefer Dönemlerinde Türk Ordularında At Ve Asker Beslenme Dengesi -06
Türk askerî tarihini attan ayrı düşünmek mümkün değildir. Fakat burada çoğu zaman eksik anlatılan nokta şudur: At yalnızca binek hayvanı değildir. At, Türk savaş sisteminde hızdır, mesafedir, haberleşmedir, baskındır, geri çekilmedir, ikmal aracıdır ve aynı zamanda askerî lojistiğin merkezidir.
Bir Türk ordusunu anlamak için yalnızca savaşçının ne yediğine bakmak yetmez. Atın ne yediğine de bakmak gerekir. Çünkü bozkır ordusunda asker ile at, aynı kaderin iki parçasıdır.
Atın beslenmesi bozulursa ordunun hızı düşer.
Atın suyu kesilirse sefer durur.
Atın dinlenme düzeni bozulursa savaş gücü kırılır.
At zayıflarsa süvari zayıflar.
Süvari zayıflarsa bozkır ordusunun en büyük üstünlüğü kaybolur.
Bu yüzden Türk askerî sisteminde insan iaşesi ile hayvan iaşesi birbirinden ayrı düşünülemez. Bir ordunun askeri doyarken atı aç kalıyorsa, o ordu uzun süre hareket edemez. Bir savaşçının heybesinde kurut var ama atı otlak bulamıyorsa, seferin devamı tehlikeye girer. Bu nedenle bozkırda gerçek lojistik, yalnızca askerin midesini değil, atın yemliğini de hesaba katmak zorundaydı.
Burada çok temel bir cümle kurmak gerekir:
Bozkırda strateji, yalnızca düşmanın nerede olduğunu bilmek değil; atın nerede doyacağını bilmektir.
Bu cümle, Türk askerî tarihinin en kritik anahtarlarından biridir. Çünkü bozkır ordularının hareket kabiliyeti yalnızca binicilik yeteneğinden doğmaz. O hareketin arkasında otlak bilgisi, su bilgisi, mevsim bilgisi, sürü disiplini ve atın yorgunluğunu yönetme kabiliyeti vardır.
Çin Tang dönemi kayıtlarında Türk süvarilerinin hareket kabiliyetinden dikkatle söz edilir. Jiu Tangshu ve Xin Tangshu gibi kaynaklarda Tujue yani Türkler, yalnızca siyasî rakip olarak değil, atlı hareket gücü yüksek bozkır toplulukları olarak karşımıza çıkar. Bu kaynaklarda Türklerin yerleşim, otlak, nehir geçişleri, at varlığı ve sefer alanlarıyla ilgili bilgiler, Türk ordularının gücünün yalnızca savaş meydanında değil, coğrafyayı kullanma biçiminde de saklı olduğunu gösterir.
Özellikle Xin Tangshu’da Türklerin eski Dingxiang bölgesi çevresindeki geniş hayvancılık alanlarına, Sarı Irmak’ın kuzeyi ve Baidao hattı gibi otlak bakımından değerli bölgelere önem verdiği anlatılır. Bu tür kayıtlar bize şunu gösterir: Türkler için coğrafya yalnızca toprak değildir; otlak, su, geçit ve hareket alanıdır. Yani savaş haritası aynı zamanda bir otlak haritasıdır.
Bir yerleşik devlet için kale neyse, bozkır ordusu için otlak odur.
Bir tarım devleti için ambar neyse, Türk süvarisi için at sürüsü odur.
Bir lejyon için tahıl yolu neyse, bozkır ordusu için su ve ot hattı odur.
Atın günlük ihtiyacı yalnızca su değildir. Atın otlaması, dinlenmesi, terinin kuruması, ayaklarının korunması, nal veya nal benzeri bakım düzeni, eyer yaralarının önlenmesi, yük dengesi ve uzun yürüyüşlerde sıra ile kullanılması gerekir. Bu yüzden sefer güzergâhı rastgele seçilemezdi. Otlaklar, su kaynakları, hayvan dinlenme bölgeleri, geçitler, dağ yolları, nehir geçişleri ve mevsimler dikkate alınırdı.
Bozkırda yanlış yol yalnızca askeri yormaz; atı da tüketir. At tükenirse ordu durur.
Bu noktada çoklu at kullanımı önem kazanır. Her savaşçının birden fazla at kullanması, uzun mesafe hareketlerinde büyük avantaj sağlardı. Bir at yorulduğunda diğeri devreye girerdi. Bu sayede savaşçı aynı gün içinde daha uzun mesafe alabilir, ani baskın yapabilir, geri çekilirken hızını koruyabilir ve düşmanın takip gücünü kırabilirdi.
Bu sistem Moğol ordularında da açık biçimde görülür. Marco Polo ve John of Plano Carpini gibi Orta Çağ gözlemcileri, Moğol savaşçılarının birden fazla atla hareket ettiğini, gerektiğinde at değiştirerek uzun mesafe kat ettiklerini aktarır. Ancak burada akademik bir dikkat gerekir: Moğol örnekleri doğrudan bütün Türk dönemlerine aynen taşınmamalıdır. Fakat bozkır askerî kültürünün ortak mantığını anlamak için bu kayıtlar son derece değerlidir.
Çünkü temel prensip aynıdır: Tek at yorulur, at dizisi orduyu yürütür.
Bir savaşçı tek ata bağımlıysa, o atın gücü kadar hareket eder. Ama yanında yedek atları varsa, hareket kabiliyeti katlanır. At değiştirerek ilerleyen süvari, yerleşik orduların yaya askeri veya ağır ikmal arabalarıyla kolay kolay yakalayamayacağı bir tempoya ulaşır. Bu tempo, Türk ve bozkır ordularının psikolojik üstünlüğünü de artırır.
Düşman için bu durum korkutucudur. Çünkü böyle bir ordu beklenmedik bir yerde belirir, hızla saldırır, sonra geri çekilir. Onu takip etmek zordur. Takip eden ordu yalnızca askeri değil, kendi hayvanlarını, arabalarını, erzakını ve su ihtiyacını da taşımak zorundadır. Bozkır ordusu ise kendi hayat tarzını savaş sistemine dönüştürmüştür.
Fakat burada şunu unutmamak gerekir: Çoklu at kullanımı sınırsız özgürlük anlamına gelmez. Daha fazla at, daha fazla ot ve su ihtiyacı demektir. Yani at sayısı arttıkça hareket gücü artar; ama otlak baskısı da artar. Bu yüzden bozkır ordusunun büyüklüğü de coğrafyanın taşıma kapasitesiyle sınırlıdır.
Bir bozkır ordusu istediği kadar cesur olsun, otlak yoksa ilerleyemez.
At çoksa hız vardır; ama ot yoksa felaket vardır.
Sürü büyükse güç vardır; ama su yoksa güç kısa sürede zayıflar.
Bu nedenle bozkır ordularının sefer planlamasında yalnızca düşman değil, çayır da hesaplanırdı. Savaşın nerede yapılacağı kadar, atların nerede besleneceği de önemlidir. Bu, modern askerî literatürde “lojistik koridor” denilen şeyin erken ve doğal biçimidir.
Türk ordularında at ve asker beslenme dengesi, üç ana unsur üzerine kuruluydu: askerin taşınabilir gıdası, atın otlak ve su düzeni, sürünün sefer ritmine uyumu.
Askerin taşınabilir gıdası kurut, kurutulmuş et, yağ, kavut, kımız ve dayanıklı ürünlerden oluşurdu. Bu gıdalar hafifti, hızlı tüketilebilirdi ve uzun süre dayanabilirdi. Bu sayede asker, büyük mutfak arabalarına daha az bağımlı kalırdı.
Atın otlak ve su düzeni ise seferin gerçek sınırını belirlerdi. At, kendi kendine otlayabilir; bu bozkır ordusu için büyük bir avantajdır. Fakat bu avantaj ancak uygun otlak varsa geçerlidir. Kuraklık, kar örtüsü, çamur, geçitlerin kapanması, otlakların önceden tüketilmiş olması veya düşmanın otlakları bozması, seferin kaderini değiştirebilir.
Sürünün sefer ritmine uyumu da önemlidir. Göçebe orduda hayvan yalnızca yük taşıyan unsur değildir. Sürü aynı zamanda süt kaynağıdır, et kaynağıdır, deri ve yün kaynağıdır, hareket eden servettir. Fakat sürü yavaş hareket eder. Savaş birliği kadar hızlı değildir. Bu yüzden seferin türüne göre ordunun yanında ne kadar sürü gideceği, hangi hayvanların taşınacağı, hangilerinin geride bırakılacağı veya hangi bölgede otlatılacağı planlanmak zorundaydı.
Bu dengeyi doğru kuran ordu hızlı kalır. Yanlış kuran ordu ya aç kalır ya yavaşlar.
Burada Çin orduları ile bozkır orduları arasındaki fark yeniden karşımıza çıkar. Yerleşik Çin orduları büyük ölçüde tahıl ambarlarına, nakliye düzenine ve sınır garnizonlarına bağlıydı. Türk süvarisi ise at, sürü, otlak ve taşınabilir gıda sistemiyle daha esnek hareket edebiliyordu. Fakat Çin orduları da bu farkı gördü ve zamanla süvari gücünü artırmaya çalıştı. Tang döneminde atlı birliklerin önem kazanması, kuzey bozkır rakipleriyle mücadelenin doğrudan sonucudur.
Yani Türk süvarisi yalnızca bir askerî model değil, Çin askerî düşüncesini de etkileyen bir gerçeklikti.
Atın savaş sistemindeki rolünü yalnızca hızla sınırlamak da eksik olur. At, savaşçının enerji kullanımını da değiştirir. Yaya asker yürürken kendi enerjisini harcar. Süvari ise mesafenin büyük kısmını at üzerinde geçer. Fakat bu kez enerji yükü ata geçer. Bu yüzden süvari ordusunda askerin enerjisi ile atın enerjisi birbirini tamamlar.
At askeri taşır; asker atı yönetir.
At hız verir; asker yön verir.
At yorulur; asker onu dinlendirmek zorundadır.
Asker aç kalırsa savaşamaz; at aç kalırsa asker savaş alanına varamaz.
Bu karşılıklı bağımlılık, Türk savaş sisteminin temelidir.
Orhun yazıtlarında geçen sefer anlatıları da bize Türk devlet aklında hareketin ne kadar merkezî olduğunu gösterir. “Süledim” yani sefere çıktım, yürüdüm, ordu sevk ettim anlamına gelen ifadeler, Türk kağanının yalnızca yönetici değil, hareket eden ordunun başı olduğunu gösterir. Bu seferlerin arkasında ise yalnızca cesaret değil, coğrafya ve hayvan yönetimi bilgisi vardır.
Bir kağan ordusunu uzak bölgelere götürüyorsa, yalnızca savaşçılarını değil, atlarını da götürmektedir. Atların nerede otlayacağını, nerede su içeceğini, hangi geçitten geçeceğini, hangi mevsimde hangi yolun kullanılacağını bilmek zorundadır.
Bu yüzden bozkır komutanı aynı zamanda coğrafya okuyucusudur.
Savaş meydanında ok atmak bir beceridir; ama orduyu savaş meydanına yıpratmadan ulaştırmak daha büyük bir beceridir. Atı tükenmiş bir süvari ordusu, okçuluğunu da kaybeder. Çünkü Türk savaş sisteminin kalbi hareketli okçuluktur. Hareket yoksa okçuluk üstünlüğü azalır. At yoksa bozkır taktiği çöker.
Burada bir başka çarpıcı nokta da şudur: Atın beslenmesi yalnızca savaş öncesi mesele değildir, savaş sonrası mesele de budur. Zafer kazanmış bir ordu bile atlarını besleyemezse ilerleyişini sürdüremez. Geri çekilen bir ordu atlarını koruyamazsa felakete uğrar. Uzun takip harekâtlarında asıl belirleyici olan şey bazen kimin daha iyi savaştığı değil, kimin atlarının daha uzun süre dayanabildiğidir.
Bu nedenle hayvan iaşesi, insan iaşesi kadar stratejiktir.
Osmanlı dönemine geldiğimizde de bu mantığın farklı bir biçimde sürdüğünü görürüz. Osmanlı ordularında atların arpası, samanı, kuru otu, yemlik tahılı, nalbant hizmetleri ve hayvan bakımı sefer organizasyonunun parçasıdır. Bozkır dönemindeki otlak bilgisi, Osmanlı’da menzil, yem tedariki ve hayvan bakım sistemiyle daha kurumsal bir yapıya dönüşür. Bu bize Türk askerî tarihindeki sürekliliği gösterir: At değişir, dönem değişir, devlet yapısı değişir; fakat hayvan iaşesinin önemi değişmez.
Bir Osmanlı menzilinde yalnızca asker konaklamaz. At da dinlenir. Hayvan da yemlenir. Nal da kontrol edilir. Yük hayvanı da yeniden düzene sokulur. Çünkü sefer yalnızca insan yürüyüşü değildir; hayvan hareketidir.
Bu bölümün temel sonucu şudur: Türk ordularında at ve asker aynı lojistik bütünün iki parçasıdır. Askerin gıdası ile atın yemi birbirinden ayrı düşünülemez. Atı beslemeyen ordu, süvarisini beslemiş sayılmaz. Atı dinlendirmeyen komutan, ordusunu dinlendirmiş sayılmaz.
Bozkır savaşçısı için at bir araç değildir; savaşın ortağıdır.
Atın otlağı, ordunun yolu demektir.
Atın suyu, seferin devamı demektir.
Atın dinlenmesi, süvarinin gücü demektir.
Atın ölümü, bazen ordunun hızının ölümü demektir.
Bu yüzden Türk askerî tarihini anlamak isteyen kişi yalnızca savaşçının kılıcına, yayına, zırhına bakmamalıdır. Atın yemine de bakmalıdır. Otlaklara bakmalıdır. Su kaynaklarına bakmalıdır. Sefer güzergâhına bakmalıdır.
Çünkü bozkırda zafer yalnızca savaş meydanında kazanılmaz. Zafer, atın doyduğu yerde hazırlanır.
Bu Bölüm İçin Kaynaklar
Xin Tangshu, Tujue/Türkler bölümü, otlak ve at varlığı bağlamı: Xin Tangshu ???
Jiu Tangshu, Türkler/Tujue kayıtları: Jiu Tangshu ???
Tang dönemi ve İç Asya’daki Türk savaşları: Tang dynasty in Inner Asia
Marco Polo’da Moğol ordusu, at ve sefer anlatıları: The Armies of Kublai Khan
John of Plano Carpini’de Moğol savaş düzeni ve hareket kabiliyeti: De Re Militari
At, otlak ve İç Asya tarihi üzerine çalışma: Horse and pasture in Inner Asian history
Moğol sefer rasyonları ve yedek at meselesi: John Masson Smith, Mongol Campaign Rations
Şef Ahmet ÖZDEMİR
Uluslararası Restoran Danışmanı Ve Mutfak Danışmanı
Osmanlı Ve Türk Mutfağı Dünya Gönül Elçisi
* www.hasascibasiahmetozdemir.com
* www.gastronomyconsultation.com
* www.chefahmetozdemir.com